Algoritmanın Görünmez İşçileri
Taşeronluk 1980'lerde fabrikalarda başlamıştı, şimdi cebimizdeki uygulamaların kodlarında yaşıyor.
Beşiktaş iskelesinde vapur beklerken telefonuna gömülmüş bir kuryeye bakın. Ya da Maslak’ta bir plazanın giriş katındaki kafede, önündeki laptopta durmadan veri etiketleyen o gence. Gördüğünüz şey sadece modern çalışma hayatı değil; 1980’lerden beri evrilen, kabuk değiştiren ve şimdi dijitalin kılcal damarlarına sızan o devasa mekanizma: Taşeronluk.
Sarkaç’ın hatırlattığı o tarihsel kırılma noktası önemli. Eskiden şirketler çalışanlarıyla el sıkışır, onlara sadece maaş değil, bir gelecek vaat ederdi. Sigorta, kıdem, izin... Sonra 80’lerle birlikte 'asıl iş' ve 'yardımcı iş' ayrımı girdi hayatımıza. Bugün bu ayrım, Silikon Vadisi’nin en parlak algoritmalarının arkasındaki en kirli sır haline gelmiş durumda.
Yapay zekanın kendi kendine öğrendiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. ChatGPT’nin ya da otonom sürüş sistemlerinin arkasında, dünyanın dört bir yanına dağılmış, 'mikro-iş' platformları üzerinden saniyelerle yarışan milyonlarca dijital taşeron var. Onlar bir fotoğrafın içindeki trafik lambasını işaretlerken aslında devasa teknoloji şirketlerinin görünmez üretim bandında çalışıyorlar.
İşin en tuhaf yanı şu: Bugün kullandığımız pek çok 'otomatik' sistem, aslında hata payını minimize etmek için değil, ironik bir şekilde 'insan emeğini gizlemek' üzerine tasarlanıyor. Yapay zeka modellerinin veri setlerini temizleyen bu taşeronların çoğu, sistemin bir parçası olarak bile görünmüyor. Hatta bazı büyük dil modelleri, kendilerini eğiten insanların yazdığı metinleri 'kendi üretimi' gibi pazarlarken, o metni yazan kişinin hangi ülkede, kaç sente çalıştığı verinin içinde kaybolup gidiyor.
İstanbul trafiğinde navigasyonun size sunduğu 'en hızlı rota', sadece uydulardan gelen veriyle oluşmuyor. O rotayı doğrulayan, yoldaki bir kazayı manuel olarak sisteme giren ya da haritadaki bir hatayı düzelten binlerce 'bağımsız yüklenici' var. Mecidiyeköy’de metrobüs beklerken telefonunuzda bir reklamı 'ilgisiz' diye işaretlediğinizde, aslında siz de o devasa taşeronluk zincirinin bir halkası haline geliyorsunuz. Üstelik bunu tamamen bedavaya yapıyorsunuz.
Fransızca 'tâcheron' kökeninden gelen bu kelime, başkasının angaryasını üstlenen kişiyi tarif ederdi. Bugün angarya, algoritmaların yapamadığı 'ince işçilik' haline geldi. Şirketler artık sadece temizlik veya güvenlik hizmetini değil, düşünme ve ayırt etme yetisini de taşeronlaştırıyor.
Bu durum bizi nereye götürüyor? Sosyal hakların, kıdem tazminatının ve iş güvencesinin olmadığı bir 'uygulama ekonomisi' içinde hepimiz birer geçici proje miyiz? Algoritmalar geliştikçe taşeronluk bitecek mi, yoksa hepimiz birer veri sağlayıcı olarak bu sistemin kalıcı ama isimsiz parçaları mı olacağız? Henüz kimse bu sorunun cevabını bilmiyor. Bildiğimiz tek şey, ekranın arkasındaki o 'akıllı' sistemlerin aslında çok fazla insan teriyle ısındığı.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.