Kimin Gençliği, Kimin Yorgunluğu?
Meryem Abla’nın elleri, metrobüsün o gri tutamağına asılmış birer kök gibi duruyor. Parmak boğumları çamaşır suyundan sertleşmiş, tırnak kenarları deterjanın asidiyle çatlamış. 52 yaşında ama yüzündeki hatlar, sanki bu şehri elli kere baştan inşa etmişçesine derin. Zincirlikuyu’daki o devasa cam kulelerin birinde, sabahın beşinden beri yerleri ovuyor. Akşamın bu saatinde, kalabalığın ter ve rutubet kokusu arasında, gözlerini bir anlığına kapatıp başını cama yaslıyor. Onun için zaman, takvim yapraklarıyla değil, dizlerindeki sızının şiddetiyle akıyor.