Meryem Abla’nın Vertigosu ve Literatürün Körlüğü
Baş dönmesi sadece tıbbi bir arıza mıdır, yoksa adaletsiz bir şehrin yan etkisi mi?
Meryem Abla’nın elleri hep çamaşır suyu kokar. Kadıköy’ün o nemli, ağır havasında, sabahın köründe bindiği metrobüsün tutamağına asılırken gözlerini yumar. Dün sabah merdivenlerin başında durmuş, sırtını soğuk duvara yaslamıştı. "Ayşe," dedi, sesi fısıltı gibi, "dünya sanki altımdan kayıyor, başım bir dönüyor ki sorma."
Hastaneye git diyorum, "Sıra gelmez, hem iş kalır" diyor. Bizim mahallenin kadınları için baş dönmesi bir hastalık değil, hayatın doğal ritmidir. Tansiyondur derler, yorgunluktur derler, geçer gider sanırlar. Ama o baş dönmesi aslında bir dengesizlik halidir; evin yüküyle, bitmeyen faturalarla, sokaktaki o tekinsiz sessizlikle kurulan eğreti dengenin bozulmasıdır.
Bugün gazetelerde bir haber var. Baş dönmesi şikayetiyle hastaneye giden bir hasta, yapılan tetkikler sonucu tıp literatürüne girmiş. Türkiye’de bir ilkmiş. Bilim dünyası heyecanlı, doktorlar şaşkın. Nadir görülen bir durum, eşine az rastlanır bir vaka. Modern tıp, bir insanın dengesini neden kaybettiğini açıklamak için en uç örneklere bakmayı sever.
Oysa Meryem’in baş dönmesi literatüre girmez. Meryem’in başının neden döndüğünü anlamak için tomografi cihazlarına, kan tahlillerine, akademik makalelere gerek yok. Onun dünyası; her ay artan kira bedelleriyle, akşam eve dönerken arkasına bakmadan yürüyemediği o karanlık sokaklarla, çocuklarının geleceği için duyduğu o dipsiz kaygıyla dönüyor.
Biz bu ülkede hepimiz bir miktar başı dönen insanlarız. Ama asıl mesele, bu baş dönmesinin sadece tıbbi bir arıza olarak görülmesi. Bir kadın, "Başım dönüyor" dediğinde ona vitamin hapı verip eve gönderen sistem, o kadının ruhundaki vertigoyu görmezden geliyor. Şehrin gürültüsü, kalabalığı, bitmeyen hiyerarşisi ve adaletsizliği insanın iç kulağını değil, doğrudan haysiyetini sarsıyor.
Dengede kalmak lüks artık. Düzgün yürümek, önünü görmek, yarının bugünden farklı olacağına inanmak... Bunlar sadece sağlıklı bir bedenin değil, adil bir düzenin sonuçlarıdır. Biz ise yamuk yumuk kaldırımlarda, her an bir yerden bir ses yükselecekmiş korkusuyla, başımız döne döne yaşamaya çalışıyoruz.
Literatüre giren o hastanın durumu tıp için mühim olabilir. Ancak bilim dünyasının "ilk" diye kaydettiği o nadir anomali, sokaktaki binlerce kadının her gün yaşadığı o kronik sarsıntının yanında çok steril kalıyor. Bizim baş dönmemiz laboratuvarlarda değil; pazar tezgahlarının önünde, okul kapılarında, boş buzdolaplarının ışığında başlıyor.
Meryem Abla o gün duvardan güç alıp doğruldu. "Hadi," dedi, "Geç kalmayayım, hanım bekler." Çantasını koluna taktı, sendeledi ama düşmedi. O baş dönmesiyle yaşamayı, o sarsıntıyla yol almayı çoktan öğrenmişti. Literatüre girmeyecek kadar sıradan, ölecek kadar gerçek bir dengesizliğin içinde kaybolup gitti kalabalıkta.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.