Koltukların Eskimesi ve İnsanın Çürümesi
Güç, bir gün mutlak suretle el değiştirecek; ancak geride kalan enkazın hesabını kim verecek?
Dün sabah metrobüste yanımda oturan 60 yaşlarındaki kadın, elindeki buruşuk bir poşetten çıkardığı bayat simidi bölerken kendi kendine söyleniyordu. Üzerindeki paltosu belli ki yılların yorgunluğunu taşıyordu, yakasındaki o hafif sökük, dikilmeye çalışılmış ama becerilememişti. Simidi ağzına götürürken gözleri boşluğa takılıydı; bir yere yetişmeye çalışan değil, bir yerden kovulmuş gibi duran o bakış. O kadının sırtındaki yük, sadece o günkü geçim derdi değil, yıllardır değişmeyen, değişse de hep aynı kalan o ağır, gri şehir düzeninin birikmiş tortusuydu.
İsrail’de anketler Netanyahu’nun artık o koltuğu koruyamayacağını, halkın desteğinin 12 puanlık bir uçurumla geriye düştüğünü söylüyor. Gazete manşetleri değişimi bir başarı hikayesi gibi sunuyor. Oysa koltuklar, üzerine oturanlardan bağımsız birer sömürü aracıdır. Bir liderin anketlerdeki düşüşü, aslında o liderin temsil ettiği sistemin kendi ağırlığı altında ezilmeye başladığının itirafıdır. Güç, el değiştirdiğinde sadece isimler değişir; ancak o gücü elinde tutanların yarattığı enkaz, en alttakilerin, o sabah metrobüste simidini bölen kadının tabağında bir lokma daha eksilmesine neden olur.
Siyasetin o yüksek katlarında dönen oyunlar, anket puanları, stratejik manevralar, sokağın gerçeğiyle çarpıştığında ortaya çıkan tek sonuç yıkımdır. Netanyahu’nun geride kalması, o ülkede yaşayan kadınların, çocukların veya yoksulların hayatındaki eşitsizliğin bir anda buharlaşacağı anlamına gelmiyor. Sistem, kendi bekasını korumak için bir figürü harcayıp diğerini sahneye sürerken, olan her zaman o koltuğun uzağındaki insanlara olur. Siyasetin matematiği, insanın vicdanından her zaman daha hızlı işler.
Bir liderin anketlerdeki düşüşü, bir zafer değil, bir sistemin iflas belgesidir. Ancak bu iflası ilan edenler, o enkazın altında kalanları hiçbir zaman görmezler. Güç sahipleri koltuklarını kaybederken, halklar kaybettikleri zamanı, umudu ve yaşam hakkını geri alamazlar. Değişim, sadece bir yüzün gitmesi değil, o yüzün inşa ettiği adaletsizlik duvarının yıkılmasıdır.
Metrobüsten inerken o kadın, simidinin son parçasını da yuttu ve kalabalığa karıştı. Omuzları hala aynı ağırlıkla büküktü. Yarın yine aynı metrobüse binecek, yine aynı gri şehirde kendi küçük, görünmez savaşını verecek. Netanyahu’nun anketlerdeki puanı düşse de, o kadının hayatındaki o sökük yaka, o bayat simit ve o bitmek bilmeyen yorgunluk yerinde duruyor. Siyaset, koltukların yerini değiştirmekle uğraşırken, hayat, kendi çürümüşlüğünü en çok en alttakilerin sırtında taşıyor.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.