Belin Kalınlığı, Hayatın İnce Ayarı
Sağlık bir ayrıcalıktır, biyoloji ise bir kader değil, sınıfsal bir sonuçtur.
Ümraniye’de bir apartman dairesinin merdivenlerinde oturmuş, elinde plastik bir poşetle nefes nefese kalan Sevim Abla’yı izliyorum. Poşetin içinden taşanlar belli; en ucuzundan karbonhidrat, bolca şekerli bisküvi, indirimdeki patates. Nefes alışverişi düzensiz, gövdesi dar bir koridoru dolduruyor. "Yoruldum Ayşe," diyor, "daha kırk yaşındayım ama sanki seksenlik bir yük taşıyorum sırtımda." Onun vücut tipi üzerine tıbbi bir makale yazılsa, diyabete yatkınlığı bir risk faktörü olarak işaretlenip geçilecek.
Oysa Sevim Abla’nın vücudu, yoksulluğun biyolojik bir haritasıdır. Ucuz olanın doyurucu olduğu, sağlıklı olanın ise bir lüks tüketim maddesine dönüştüğü bu şehirde, vücut tipi bir genetik miras değil, bir yaşam biçimi dayatmasıdır. Beslenme uzmanları bel çevresinin genişliğinden bahsediyor, insülin direncini bir tehdit olarak sunuyorlar. Ancak kimse, o belin neden genişlediğini, o insülinin neden isyan ettiğini, sabahın köründe servise binen kadının öğle yemeği için neden sadece simit yiyebildiğini konuşmuyor.
Sağlık, bu ülkede bir eşitlik meselesi değildir. Spor salonlarına üyeliği olan, organik pazarlardan alışveriş yapabilen, çalışma saatlerini kendi belirleyen bir kadının vücudu ile Sevim Abla’nınki aynı biyolojik kurallara tabi tutulamaz. Birine "sağlıklı beslen" demek, ona "zengin ol" demektir. Eşitsizlik, sadece cüzdanlarda değil, hücrelerin içinde, kan şekerinin dengesizliğinde, biriken yağ dokusunda vücut bulur.
Modern tıp, bireyin kendi vücuduna yaptığı bir ihanet gibi sunuyor hastalığı. Oysa bu, sistematik bir ihmalin beden üzerindeki iz düşümüdür. Yorgunluktan dizleri titreyen, stresi şekerle bastıran, dinlenmeye vakti olmayan bir kadına "diyabete yatkınsın" demek, ona "yoksul olduğun için hastalanmaya mahkûmsun" demenin tıbbi kılıfıdır.
Sevim Abla, poşetini alıp dördüncü kata doğru tekrar ayaklanıyor. Dizlerindeki o sızıyı, o ağırlığı, kendi hatası sanıyor. Oysa o sızı, bu şehrin ona ödetmeye devam ettiği bedelin sadece küçük bir taksiti. Merdivenleri çıkarken arkasından bakıyorum; bir insanın vücudunun, içinde yaşadığı hayatın ağırlığıyla nasıl şekillendiğini görmemek için kör olmak gerekir.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.