Kalbi Yenilemenin Sınıfsal Bedeli
Sağlık bir yaşam hakkı mıdır, yoksa sadece parası yetene sunulan bir lütuf mu?
Zehra Abla’yı Feriköy pazarının o en kalabalık, en gürültülü saatinde gördüm. Elinde pazar arabası, yüzünde o hiç değişmeyen, yorgun ama dik durmaya çalışan ifade. Bir tezgahın önünde durdu. Cevizlere bakıyordu. İnce kabuklu, beyaz içli, "mucize" diye satılan o sert kabuklu yemişlere. Elini uzattı, bir tanesini avucuna aldı, ağırlığına baktı, sanki içindeki o şifayı tartarmış gibi bir süre bekledi ve sonra usulca yerine bıraktı. Etiket 400 lirayı gösteriyordu. Zehra Abla o gün pazar arabasına sadece iki kilo pırasa ve az miktarda lor peyniri koyabildi.
Gazetelerde, internet sitelerinde büyük puntolarla bir başlık: "Her gün 6 tane bu mucizeden yiyenin kalbi yenileniyor." Okurken insanın içi ferahlıyor, değil mi? Sadece altı tane. Avucuna sığacak kadar küçük, zahmetsiz bir reçete. Kalbin o yorgun dokusu sanki sihirli bir değnek değmişçesine tazelenecek, damarlar açılacak, ömür uzayacak. Bilim öyle diyor, uzmanlar öyle buyuruyor.
Ama o uzmanlar Zehra Abla’nın mutfağına hiç uğramıyor.
Sağlık, bu ülkede artık bir yaşam hakkı değil, bir sınıfsal ödüldür. Kalbinizi yenilemek istiyorsanız, önce cüzdanınızı doldurmanız gerekiyor. Eğer o altı cevizi her gün tabağınıza koyamıyorsanız, kalbinizin eskimesine, yorulmasına ve nihayetinde erkenden durmasına razı gelmeniz bekleniyor. Bize sunulan bu "sağlıklı yaşam" reçeteleri, aslında derin bir adaletsizliğin üzerine boca edilmiş parıltılı simlerden ibaret.
Yoksulluk sadece karnı acıktırmıyor; yoksulluk kalbi kurutuyor. Bir kadının, çocuklarının okul taksitini düşünmekten, akşam tencerede ne kaynayacağı kaygısından yorulan kalbi, hangi mucize yiyecekle yenilenir? Rutubetli evlerin, bitmeyen mesailerin, metrobüs kuyruklarının aşındırdığı o kas yığınına altı tane ceviz ne yapsın?
Biz "mucize" kelimesini çok seviyoruz çünkü gerçeğin çıplaklığıyla yüzleşmek canımızı yakıyor. Gerçek şu: Beslenme bir tercih değil, bir bütçe meselesidir. Birileri her sabah kalbini yenilerken, diğerleri o kalbin içindeki kırıklıklarla ve yetememe duygusuyla yaşlanıyor. Eşitsizlik, tabağımızdaki lokmanın sayısında başlıyor.
Zehra Abla pazardan çıkarken arkasından baktım. Pazar arabasının tekerleği bozuktu, her adımda asfaltın üzerinde "tık tık" diye aksayan bir ses çıkarıyordu. O ses, o kadının yorgun kalbinin ritmi gibiydi. Altı tane ceviz o gün o arabaya girmedi. Zehra Abla’nın kalbi o gün de yenilenmedi; biraz daha eksildi, biraz daha ağırlaştı.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.