Kademeli Sessizlik: Mazotun Kokusu Sofraya Sinince
Bakanlığın 'kademeli' vergi planı, Meryem Abla'nın mutfağında bir kerede patlıyor.
Meryem Abla’nın elleri her sabah çamaşır suyu kokar. Bu sabah durakta karşılaştığımızda, avucundaki buruşmuş on liralıkları sayıyordu. Gözleri her zamanki gibi yorgun, omuzları ise sanki üzerine şehrin tüm yükü binmiş gibi çöküktü. "Ayşe Hanım," dedi, sesi rüzgarda dağılırken, "minibüs yine zamlanmış, artık dizlerime söz geçirmeyi öğrenmem lazım, yürüyeceğim."
Meryem’in o avucundaki buruşuk paralar, Ankara’nın steril koridorlarında alınan kararların en çıplak, en acımasız halidir. Bakan Şimşek, motorinde kademeli ÖTV uygulamasını değerlendirdiklerini açıklıyor. "Kademeli" kelimesi kulağa ne kadar medeni, ne kadar teknik ve planlı geliyor değil mi? Oysa bu kelime, yoksulluğun Meryem’in evine bir kerede değil, sindire sindire, alıştıra alıştıra girmesinden başka bir şey değildir.
Mazot bu şehrin damarlarında akan kandır. O kanın fiyatı arttığında, önce vücudun en uçtaki noktaları, yani en yoksulları donar. Domatesi taşıyan kamyon, işçiyi fabrikaya götüren servis, fırına un getiren nakliye aracı o mazotla döner. Biz burada bütçe disiplinini ve makroekonomik dengeleri konuşurken, bodrum katlarda bir kadın akşam tencereye ne koyacağını değil, o tencereyi kaynatacak gücü eve nasıl ulaştıracağını hesaplıyor.
Vergi adaleti dediğiniz şey, lüks ciplerin deposuyla Meryem’in bindiği dolmuşun deposunu aynı terazide tartmaktır. Bu bir politika tercihi değil, bir hayatta kalma savaşıdır. "Kademeli" geçiş, celladın ipi biraz daha yavaş çekmesinden ibarettir. Bu ülkede krizin faturası hiçbir zaman o şık masalarda kararları imzalayanların önüne gitmez. O fatura her zaman Meryem’in pazar filesine, çocuğunun okul çantasına, ödenemeyen elektrik faturasına kesilir.
Siz rakamları kademelendirirken, insanların hayatları toptan eksiliyor. Bir litre mazotun içine gizlenen o vergi, bir çocuğun sütünden, bir annenin kışlık botundan çalınan paradır. Devletin kasasını doldurma telaşı, vatandaşın tenceresini boşaltma pahasına yapılıyorsa, orada ne adaletten ne de toplumdan söz edilebilir.
Meryem o minibüse bindi. Camın kenarına oturdu ve başını soğuk cama yasladı. Minibüsün motoru her devir aldığında, Meryem’in cebinden bir parça daha eksiliyor. Kademeli olarak, sessizce, kimsenin ruhu duymadan. O minibüs uzaklaşırken geriye sadece geniz yakan o ağır mazot kokusu ve Meryem'in bitmek bilmeyen hesapları kalıyor.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.