Dijital Karanlıkta Kiralık İnfazcılar
Bir tıkla cinayet siparişi verenlerin dünyasında, herkesin eli kanlı.
Bir akıllı telefon ekranının parlaklığı, bazen bir insanın sonunu getirecek tetiğin çekilmesinden daha soğuk bir ışık saçar. Sözcü’nün sayfalarına yansıyan o haber, aslında hepimizin bildiği ama yüzleşmekten kaçındığı bir uçurumu işaret ediyor: Sosyal medyada tetikçi arayanlar.
Eskiden kiralık katil bulmak için yeraltının tekinsiz kahvehanelerine gitmeniz, karanlık ilişkiler ağında kaybolmanız gerekirdi. Şimdi ise bir mesaj kutusu, bir anonim hesap ve birkaç tuşla o karanlığı evinize, cebinize kadar getiriyorsunuz. İnsan hayatının bu kadar ucuzlaması mı daha korkunç, yoksa birini yok etme arzusunun bu kadar sıradanlaşması mı?
Dijital çağın getirdiği o büyük yanılsama, her şeyi bir oyun gibi görmemize sebep oluyor. Birini engellemek, birine hakaret etmek, hatta birini yok etmek; sanki ekranın öbür ucunda nefes alan bir canlı değil de, bir video oyunundaki figüran varmış gibi. Gözaltına alınan o insanların şaşkınlığına bakın; sanki internetten yemek siparişi verir gibi bir cana kastetmenin yasal bir karşılığı olmayacağını sanıyorlardı.
Burada beni en çok sarsan, o insanların bu eylemi gerçekleştirirken hissettikleri o ürkütücü rahatlık. Bir cinayet planı yaparken, kahvesini yudumlayıp sosyal medya akışında gezinen birinin zihnindeki o boşluk... İnsan, vicdanını ne zaman bu kadar kolay devre dışı bırakabilir? Bir insanın hayatına son vermeyi düşünen bir zihin, hangi noktada 'gönder' tuşuna basarken tereddüt etmez?
İnternet, bilgiyi demokratikleştirmedi; sadece kötülüğü demokratikleştirdi. Artık herkesin elinde, bir başkasının hayatını karartabilecek bir güç var. Ve bu güç, en çok da ahlaki pusulasını yitirmiş olanlara hizmet ediyor.
Sokaklarda yürürken yanınızdan geçen o sıradan insanın telefonunda ne tür bir 'sipariş' olduğunu asla bilemezsiniz. Belki bir kıskançlık, belki bir intikam hırsı, belki de sadece can sıkıntısı. Hepsi, o küçük ekranın ardında birer bomba gibi bekliyor.
Belki de asıl korkmamız gereken, o tetikçileri arayanlar değil; o tetikçileri bulabileceğine inanan o cüretkâr cehalettir. Bir toplumu ayakta tutan şey yasalar değil, birbirimizin hayatına duyduğumuz o görünmez saygıdır. O saygı kaybolduğunda, geriye sadece dijital bir çöplük ve üzerinde birbirini yok etmeye çalışan zavallı gölgeler kalır.
Şimdi bu insanlar gözaltında. Peki ya o ekranın öbür ucunda, hala bir 'çözüm' bekleyen binlerce sessiz gölge? Onların zihnindeki o karanlık, bir polis baskınıyla dağılacak türden değil. Bizim asıl mücadelemiz, o karanlığı besleyen o büyük, boş ve vicdansız sessizliğe karşı olmalı.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.