Sokakların Görünmez İnfazı: İki Kelepçe, Bin Kırık Hayat
Balıkesir’in ayazında patlayan polis sirenleri, aslında hepimizin ortak yenilgisini haykırıyor.
Zehir tacirinin cebinden çıkan o buruşuk çocuk fotoğrafı, adaletin soğuk yüzünden daha sert çarptı yüzüme.
Balıkesir’in o meşhur rüzgarı bu kez şehri temizlemiyor; aksine, tozun dumanın içindeki o kirli gerçeği, saklanmaya çalışılan o çürümüşlüğü yüzümüze çarpıyor. Sözcü’nün manşetinde kısa, buz gibi bir haber: “Balıkesir’de uyuşturucu operasyonu: 2 tutuklama.” Sadece altı kelime. Ama o altı kelimenin arkasında kaç parçalanmış aile, kaç kararmış istikbal ve kaç sönmüş ocak var, kimse saymıyor.
Polis ekipleri şafak vakti kapıya dayandığında, o demir kapıların gürültüsü mahallenin sessizliğini bir bıçak gibi kesiyor. İki kişi elleri arkadan kelepçeli, başları öne eğik götürülüyor. Sokaktaki komşular perdelerin arkasından izliyor bu sahneyi; bir yandan rahatlama, bir yandan derin bir korkuyla. Çünkü herkes biliyor ki, giden iki kişi bu devasa canavarın sadece tırnak ucu.
Balıkesir, Kuva-yi Milliye’nin şehri, yiğitliğin ve toprağın bereketinin simgesi. Şimdi ise bu bereketli toprakların kuytu köşelerinde, gençlerin damarlarına sızan o beyaz ölümün gölgesi dolaşıyor. Tutuklanan iki kişi, muhtemelen bu kirli çarkın en alt basamağındaki figüranlar. Onlar hapse girince zehir bitmiyor, sadece el değiştiriyor.
Operasyon sırasında bir evin köşesinde gördüğüm o detay, boğazımda bir düğüm oluşturdu. Uyuşturucu paketlerinin hemen yanında, üzerinde “Canım Babam” yazan, ilkokul seviyesinde bir el yazısıyla hazırlanmış babalar günü kartı duruyordu. İşte o an, bu suçun sadece yasaları değil, bir çocuğun dünyasını nasıl yerle bir ettiğini anlıyorsunuz. O kartın üzerindeki masumiyet ile masadaki o zehir arasındaki uçurum, aslında toplum olarak içinde bulunduğumuz uçurumun ta kendisi.
Biz genelde rakamlara odaklanırız. Kaç gram yakalandı? Kaç kişi tutuklandı? Kaç operasyon yapıldı? Oysa bu bir matematik problemi değil, bir insanlık dramı. Yakalanan her gram zehir, kurtarılan bir hayat demek olabilir ama tutuklanan her iki kişi, sistemin başka bir yerinden fırlayacak yeni iki kişinin habercisi gibi geliyor bana. Talebi bitiremediğimiz, o bataklığı kurutamadığımız sürece, sivrisinekleri avlamak sadece vicdanımızı rahatlatıyor.
Sokak aralarında, okul önlerinde, parkların karanlık köşelerinde bekleyen o sinsi tehlike, sadece polisiyesi bir vaka değildir. Bu, bir eğitim sorunudur; bu, bir yoksulluk sorunudur; bu, en nihayetinde bir ahlak sorunudur. Balıkesir’deki o iki kişi şimdi demir parmaklıklar ardında. Peki ya o zehri oraya ulaştıran devasa mekanizma? O mekanizmanın dişlileri hala dönmeye devam ediyor.
Şehrin ışıkları sönerken, emniyetin otoparkında parlayan mavi lambalar bir zaferi mi simgeliyor, yoksa bitmek bilmeyen bir savaşın yorgunluğunu mu? İki tutuklama, bir şehri kurtarmaya yetmez. Ama o iki tutuklamanın ardındaki dramı görmek, belki bizi uykumuzdan uyandırmaya yeter.
Zehir sadece damarlara girmiyor; sokağa, komşuluğa, geleceğe sızıyor. Bugün Balıkesir’de iki kişi tutuklandı. Yarın başka bir şehirde, başka bir sokakta yine aynı sahne tekrarlanacak. Ta ki biz, o babalar günü kartındaki masumiyeti korumayı, zehir paketlerini saymaktan daha önemli görene kadar.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.