Gökyüzü Randevu Vermez, İnfaz Eder
39 şehrin üzerinde asılı kalan o gri sessizlik, aslında fırtınanın en gürültülü halidir.
Gökyüzü bugün bir infaz memuru gibi tepemize dikilecek.
Öğle yemeğinden sonra içeceğiniz o son keyif kahvesi, aslında güneşli günlere verilmiş kısa ve hüzünlü bir veda busesi olabilir. Meteoroloji’den gelen o kuru, teknik açıklama 39 şehir için alarm veriyor: "Öğleden sonraya dikkat."
Sanki gökyüzü bizimle bir randevulaşmış gibi, nazikçe vaktini belirtiyor. Oysa doğanın nezaketi, celladın son arzusunu sormasına benzer; cevabınız sonucu değiştirmez.
Artık mevsimler, çocukluğumuzun o sarı yapraklı, usul usul yağan romantik fon müzikleri değil. Şimdi her yağmur bir öfke nöbeti, her rüzgar bir hesaplaşma gibi iniyor şehrin üzerine. 39 şehir demek, memleketin yarısının aynı anda göğe bakıp ürpermesi demek.
Biz ise hala o meşhur Türk tevekkülüyle cam kenarlarında bekliyoruz. Arabaları battaniyelerle örtüp, silecekleri havaya kaldırınca doğayı yenebileceğimizi sanıyoruz. Oysa gökyüzü delindiğinde, o plastik parçalarının hiçbir hükmü kalmıyor.
Geçen hafta Kadıköy’de yaşlı bir adam gördüm, elinde eski bir radyo, bulutları izliyordu. Yanına yaklaşıp "Amca, fırtına geliyormuş" dediğimde, gözlerimin içine bakıp öyle bir şey söyledi ki, tüm o teknik analizlerden daha sarsıcıydı. "Evlat," dedi, "eskiden yağmur toprağa kavuşmak için yağardı, şimdi bizden kaçmak için yağıyor."
O an fark ettim ki, bizim 'alarm' dediğimiz şey aslında bir doğa olayı değil, bir sürgün ilanı. Toprağı betonla boğduğumuz, nehirlerin yatağını değiştirdiğimiz, ağacı sadece kereste gördüğümüz o büyük kibrin faturası öğleden sonra kapımıza bırakılacak.
39 şehirde milyonlarca insan, akıllı telefonlarındaki o küçük bulut ikonlarına bakıp hayatlarını planlamaya çalışıyor. Ama o ikonlar, rüzgarın şiddetini ya da bir bodrum katını su bastığında duyulan o çaresiz çığlığı simüle edemiyor. Teknoloji bize ne zaman öleceğimizi söyleyebilir ama ölümün soğukluğunu anlatamaz.
Öğleden sonra gökyüzü griye, sonra o meşhur morumsu siyaha dönecek. Kuşlar erkenden susacak, sokak hayvanları görünmez kuytulara çekilecek. Sadece biz, modern dünyanın akıllı canlıları, o felaket gelip camımıza vurana kadar "Bir şey olmaz" demeye devam edeceğiz.
Bu bir hava durumu tahmini değil, bir yüzleşme çağrısıdır. Doğa artık bize küsmüyor, bizi doğrudan reddediyor. 39 şehir için verilen o alarm, aslında hepimizin ortak hafızasına, kaybettiğimiz o güvenli dünyaya yakılan bir ağıttır.
Şimdi pencereleri sıkıca kapatın, saksıları içeri alın ve bekleyin. Gökyüzü, kendisine yaptıklarımızı anlatmak için öğleden sonrayı seçti. Dinlemekten başka çaremiz yok.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.