Sıcağın Öfkesi ve Bakanın Rakamları
Ormanlar sadece ağaç değildir; yoksulun nefesi, işçinin gölgesi, hepimizin çalınmış geleceğidir.
Güler Abla, Kadıköy’deki o eski apartmanın beşinci katında, camları silerken durup alnındaki teri bileğinin tersiyle sildi. Elleri deterjanlı sudan buruş buruş olmuştu. “Ayşe Hanım,” dedi sesi titreyerek, “sanki gökyüzü bugün üzerimize çökecek, nefes alamıyorum.” Pencereden dışarı baktığında gördüğü tek şey, beton yığınlarının arasından yükselen o titrek, kavurucu sıcaklıktı. Onun için bu sıcaklık sadece daha fazla terlemek, daha çabuk yorulmak demekti.
O sırada televizyonda Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, orman yangınlarındaki son durumu anlatıyordu. Bakan Bey’in ağzından dökülen rakamlar soğuktu: Hektarlar, müdahale süreleri, hava araçlarının sayısı, kontrol altına alınan bölgeler. Devletin dili her zaman böyledir; teknik, mesafeli ve sanki her şey bir matematik probleminden ibaretmiş gibi steril.
Oysa o yangınlar sadece ağaçları yakmıyor. O yangınlar, Güler Abla’nın hafta sonu çocuklarını götürebileceği tek ücretsiz nefes alanını, yani o gölgeyi yakıyor. Şehirlerin beton hapishanelerine sıkışmış insanlar için orman bir lüks değil, bir hayatta kalma meselesidir. Zenginlerin klimalı villalarında hissetmediği o kavurucu sıcak, ormanlar yok oldukça mahalle aralarında bir cellada dönüşüyor.
Bakan Yumaklı “son durum” diyor ama asıl durum şu: Biz doğayı sadece korunması gereken bir “alan” olarak görüyoruz, oysa o bizim toplumsal adaletimizin ta kendisi. Orman yandığında, sadece biyolojik çeşitlilik ölmüyor; o ormanın kıyısında yaşayan köylünün emeği, şehre göç etmek zorunda kalacak olan gencin umudu, hepimizin ortak mülkiyeti yanıyor. Biz ise ekran başında, yangının hangi villalara yaklaştığını izleyerek sınıfsal bir kaygıya hapsoluyoruz.
Şunu doğrudan söyleyelim: Orman yangınlarını sadece “ihmal” ya da “terör” parantezine alıp kapatamazsınız. Bu yangınlar, toprağı rant kapısı gören, ağacı kereste, gölgeyi ise sadece parası olanın satın alabileceği bir konfor olarak kodlayan bu sistemin doğal sonucudur. Bakan’ın açıkladığı o başarılı müdahale rakamları, aslında kaybettiğimiz o devasa boşluğu örtmeye yetmiyor.
Güler Abla camı kapatıp içeri girdi. Yüzü kıpkırmızıydı. “Dışarısı yanıyor Ayşe Hanım, her yer yanıyor,” dedi. Televizyondaki haritaya, o kırmızı noktalara bakmadı bile. Onun için yangın, akşam eve giderken bineceği o tıka basa dolu, klimasız metrobüsün içindeki o boğucu havaydı. Bakan Bey’in rakamları soğutma çalışmalarından bahsederken, Güler Abla’nın dünyası her geçen gün biraz daha ısınıyor ve biraz daha daralıyor.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.