Sözlükten Düşen Harfler, İtibarın Çöküşü
Dilin kalesi sayılan kurumun, kendi kurduğu cümlelerin altında kalması.
Türk Dil Kurumu’nun resmi sosyal medya hesabında bir harfin kaybolması, sadece bir yazım yanlışı değil, zihinsel bir kopuşun ilanıdır. On gün boyunca kimsenin fark etmediği o hata, aslında kurumun dili sahiplenme konusundaki derin uykusunun bir fotoğrafı.
Bir dilin en yüksek mercii, o dilin bekçisidir. Bekçi uyursa, kapı ardına kadar açık kalır. TDK'nın yaptığı ise kapıyı açık bırakmak değil, kapının kilidini bizzat söküp atmaktır.
O hatayı gördüğümde içimi bir hüzün kapladı. Sadece kızgınlık değil, gerçek bir hayal kırıklığı. İlkokulda elimizde o kalın, ağır sözlüklerle kelime avına çıkışımızı hatırladım. O sözlük, bizim için sadece bir kitap değil, doğruluğun kutsal metniydi. Şimdi ise o kutsallık, bir tweetin sığlığında eriyip gidiyor.
Dijital çağın hızı, dikkatsizliği meşrulaştıramaz. 'Hata insana mahsustur' diyerek geçiştirilemeyecek kadar ağır bir sorumluluktur bu. Eğer dilin anayasasını yazanlar, kendi yazdıkları metinlere yabancılaşmışsa, biz kime güveneceğiz?
Sosyal medya, artık bir kurumun vizyonunu da vizyonsuzluğunu da çıplak bırakan bir ayna. TDK, bu aynaya bakmaktan korkar hale gelmiş. On gün boyunca o harfin yokluğunu fark etmemek, kurumun ruhunun ne kadar uzağa düştüğünün kanıtı.
Dil, bir milletin hafızasıdır. O hafızayı yönetenler, bir harfin bile ağırlığını taşımak zorundadır. Hafızasını kaybeden bir kurum, sadece bir tabeladan ibarettir.
Belki de sorun sadece bir harf değil, ciddiyetin topyekûn terk edilişi. İnsan, üzerine titrediği bir şeyi nasıl on gün boyunca görmezden gelir? İşte bu, kurumun içine düştüğü o derin, o sessiz, o ürkütücü boşluktur.
Kurumlar, içlerini dolduran insanların dikkatiyle yaşar. Dikkatin bittiği yerde, kurum da can çekişmeye başlar. TDK'nın sosyal medyasındaki o boşluk, aslında dilimizin geleceğine dair duyduğumuz endişenin ta kendisidir.
Bir harfin peşine düşmek, sadece imla kuralı aramak değildir. Bir duruşun, bir özenin, bir kültürel mirasa sahip çıkmanın mücadelesidir. O mücadeleyi kaybedenler, hiçbir açıklamayı hak etmezler.
Şimdi tüm gözler, o 'fark etme' anının yarattığı utançta. Ama unutmayalım, utanç geçicidir, bıraktığı iz ise kalıcı. Dil, onu korumayanları er ya da geç kendi tozlu sayfalarına gömer.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.