Beş Buçuk Saatin Anatomisi: Ankara’da Çaylar Soğurken
Kapalı kapılar ardında geçen 330 dakikanın bize fısıldadıkları
Ankara’nın o ağır, gri binaları arasında, bir odanın içinde tam beş buçuk saat boyunca Türkiye’nin kaderiyle değil, kendi kaderiyle yüzleşen bir irade vardı. Işıklar sönmedi, çaylar defalarca tazelendi ama masadaki o keskin hava bir türlü dağılmadı. CHP’nin o meşhur katlarında alınan kararlar, sadece bir tüzük değişikliği ya da aday belirleme süreci değil; aslında bir kimlik arayışının son durağıydı.
Beş buçuk saat, bir insan ömrü için kısa olabilir ama siyasetin koridorlarında bir imparatorluğun yıkılıp yeniden kurulmasına yetecek kadar uzun bir süredir. Kapıların ardında konuşulanları sadece tutanaklardan okumak, o odadaki oksijensizliği anlamaya yetmez. Orada, her kelimenin altında bir hesap, her sessizliğin içinde bir fırtına gizliydi.
Sözcü’nün geçtiği o 'tarihi toplantı' notlarına bakarken, satır aralarında kaybolan bir şey var: Samimiyetin ağırlığı. Toplantının bir noktasında, salonun en kıdemli isimlerinden birinin sesinin titrediği o an, aslında her şeyi özetliyordu. 'Biz nerede hata yaptık?' sorusu ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar korumasız bir şekilde masaya bırakıldı. İşte o an, siyasetin o soğuk mekaniği yerini insani bir sızıya bıraktı; bu benim için gecenin en sarsıcı, en gerçek anıydı.
Alınan kararların teknik detayları yarın unutulur. Hangi ismin nereye geldiği, kimin kime el verdiği bir sonraki krizde silinir gider. Ancak o beş buçuk saatin sonunda dışarı çıkanların yüzündeki ifadeyi unutmak zor. Bir yanda 'başardık' demeye çalışan zoraki tebessümler, diğer yanda 'yine mi?' diyen yorgun bakışlar.
CHP, kendi içindeki fay hatlarını onarmaya çalışırken, sokaktaki insanın ekmek derdiyle bu kararlar arasındaki bağı ne kadar kurabildi? Asıl soru bu. Genel merkez binasının asansörlerinden aşağı inerken, o beş buçuk saatin yükünü omuzlarında taşıyanların, sokağın gürültüsüne ne kadar hazır olduklarını merak ediyorum.
Siyaset, sadece kapalı kapılar ardında 'tarihi' kararlar almak değildir. Siyaset, o kararların sokağa çıktığında rüzgarda savrulup savrulmayacağını öngörebilmektir. Ankara’nın soğuğunda, o binanın önünde bekleyen muhabirlerin titreyen elleriyle yazdığı her not, aslında bir halkın beklentisinin yansımasıydı.
Şimdi herkes 'ne değişti?' diye soracak. Kağıt üzerinde çok şey değişmiş gibi görünebilir. Maddeler sıralanmış, isimler zikredilmiş, stratejiler belirlenmiş olabilir. Ama değişim, bir toplantı süresine sığdırılamayacak kadar büyük bir sancıdır. O sancı, beş buçuk saatin sonunda hala o odadaydı; çıkış kapısının önünde öylece bekliyordu.
Netice itibarıyla, Ankara’da çaylar soğudu, ışıklar söndü ve herkes evine dağıldı. Geriye kalan, beş buçuk saatlik bir 'tarihi' not ve sokağın bitmek bilmeyen, cevap bekleyen soruları oldu. Bakalım bu kez alınan kararlar, o soğuk binanın duvarlarını aşıp insanların kalbine dokunabilecek mi? Yoksa bir sonraki 'tarihi' toplantıya kadar sadece birer arşiv belgesi olarak mı kalacak?
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.