Kırık Kemiklerin ve Devlerin Arasında
Hull City'nin Premier Lig'deki sessiz ihtilali bize ne anlatıyor?
Soyunma odasının o ağır, rutubetli kokusunu bilirsiniz; terin, çamurun ve ucuz kas gevşetici kremlerin birbirine karıştığı o geniz yakan havayı. Hull City’nin oyuncuları Old Trafford’un tünelinden çıkarken, karşılarındaki Manchester United kırmızısının heybeti altında ezilmek yerine, o keskin kokuyu içlerine çekip sahaya birer yabancı gibi değil, o toprakların asıl sahibiymiş gibi daldılar. Tribünlerdeki uğultu, binlerce boğazdan çıkan o devasa gürültü bir süre sonra uğuldayan bir sessizliğe dönüştü çünkü sahada sadece bir futbol maçı değil, yazılmış senaryonun yırtılıp atılması izleniyordu. Turuncu siyahlı formaların Chelsea karşısında geri adım atmayan, United’ı ise kendi evinde çaresiz bırakan o dik duruşu, dört haftada toplanan sekiz puanın çok ötesinde bir şey fısıldıyor kulağımıza.
Futbol, sadece topun çizgiyi geçmesi değildir; futbol, sana 'buraya ait değilsin' diyen dünyaya karşı verilen en şık cevaptır. Hull City, kümede kalma hesapları yapan bir 'misafir' olarak girdiği bu sezonda, Premier Lig’in o pırıltılı, milyar dolarlık devlerini sarsarken aslında hepimizin içindeki o bastırılmış 'başarabilirim' hissini tetikliyor. Chelsea’den koparılan o beraberlik, sadece bir puan tablosu verisi değil, sahadaki her bir adamın ciğerlerini patlatırcasına koştuğu, her ikili mücadelede kemik seslerinin duyulduğu bir irade beyanıydı. Bu çocuklar, kendilerine biçilen 'küçük takım' gömleğini dar bulup parçaladılar.
Bazen evde, kimse yokken, sağ dizimdeki o derin ameliyat izinin üzerinde parmaklarımı gezdiriyorum ve o soğuk metal masada doktorun 'Bir daha asla eskisi gibi olmayacak' dediği anın buz gibi gerçekliğini tekrar hissediyorum. O gün Florya’nın çimlerinden koparılırken hissettiğim o boşluk, bugün Hull City’nin her atağında, her golünde sanki biraz daha doluyor, sanki o iyileşmeyen yara başka birinin zaferiyle kabuk bağlıyor.
Yenilgiye alışmış bir ruhu tekrar ayağa kaldırmak, bir diz kapağını onarmaktan çok daha zordur çünkü ruhun protezi yoktur. Hull City’nin Premier Lig’e damga vuran bu başlangıcı, sadece doğru transferler veya taktiksel deha ile açıklanamaz; bu, bir hayale tutunmanın, imkansız denilene karşı omuz omuza vermenin hikayesidir. Manchester United’ı yendikleri o son düdük çaldığında, sahanın ortasındaki o sevinç yumağı bize şunu hatırlattı: Kader, sadece teslim olanlar için bir sondur. İnat edenler içinse her maç, her dakika, her saniye yeni bir başlangıçtır.
Stadyumun ışıkları söndüğünde ve taraftarlar evlerine dağıldığında, geriye sadece o yeşil zemindeki krampon izleri ve havada asılı kalan o muazzam inanç kalır. Hull City şimdi o inancın üzerinde yürüyor.
Karanlıkta parlayan turuncu bir ışık gibi.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.