Rozeti Takınca Her Şey Sıfırlanır mı Sanıyorsunuz?
Siyasetin transfer pazarında haysiyetin kaçıncı plana atıldığının ibretlik öyküsü.
Siyasetin o meşhur transfer borsasında, haysiyetin kaç paraya okutulduğunu gösteren o son kareyi gördüğümde midemdeki ekşimeyi tarif edemem. Dün küfrettiği kapıya bugün rükuya gidenlerin, o kapıdan içeri girdikleri an her türlü kirden arındıklarını sanmaları, bu ülkenin en büyük trajedilerinden biridir. Rozet değişir, koltuk baki kalır ama o koltuğun altına saklanan çürüme, eninde sonunda gün yüzüne çıkar.
AKP’ye geçiş töreninde takılan o parlak rozetin iğnesi, meğer sadece kumaşı değil, vicdanları da delip geçmiş. Haber sitelerine düşen o 'ahlak dışı' hareketin görüntülerini izlerken, insan sormadan edemiyor: Bu cüreti nereden buluyorsunuz? Güce eklemlenmenin verdiği o sahte dokunulmazlık zırhı, size her şeyi yapma hakkını mı tanıyor? Yoksa 'artık bizden oldun' denilince, tüm günahların bir kalemde silineceğine mi inandırıldınız?
Mesele sadece bir kişinin yaptığı çirkin bir hareket değil. Mesele, bu hareketin siyasi bir sığınak bulduğunda nasıl da pervasızlaştığıdır. Bir partiden diğerine 'hizmet aşkı' yalanıyla koşanların, aslında sadece kendi ikballerini ve karanlıklarını taşıdıklarını bir kez daha gördük. Siyasetin bu kadar 'esnek' bir zemin haline getirilmesi, ahlakın da aynı oranda sıvılaşmasına neden oluyor.
Bir belediye başkanı düşünün; binlerce insanın iradesini temsil ediyor. Şehri emanet ettiğiniz kişi, daha kendi nefsini ve hareketlerini kontrol etmekten aciz. Ama ne hikmetse, iktidar partisinin şemsiyesi altına girdiği an, sanki üzerine bir kutsiyet atfediliyor. Oysa karakter, siyasi tercihlerden bağımsız bir omurgadır. Omurga bir kez kırıldı mı, hangi partiye geçerseniz geçin, dik duramazsınız.
O anı izlerken yaşadığım asıl şok, yapılan hareketin iğrençliğinden ziyade, failin yüzündeki o 'bana bir şey olmaz' ifadesiydi. O ifade, bu ülkenin son yıllardaki özetidir. 'Benim arkam sağlam, ben artık doğru taraftayım, dolayısıyla hukuk da ahlak da bana teğet geçer' özgüveni... İşte bizi çürüten asıl kanser budur.
Düşünsenize, bir sabah uyanıyorsunuz ve oy verdiğiniz, 'bizim adam' dediğiniz kişi, sırf güce yakın olmak için saf değiştiriyor. Sonra o yeni safında, sanki yıllardır oradaymış gibi en büyük 'ahlak' nutuklarını atarken yakalanıyor. Ve sonra... O maske düşüyor. O maskenin altından çıkan surat, sadece bir kişiye ait değil; o, ilkesizliğin, fırsatçılığın ve pişkinliğin ortak suratıdır.
Geçenlerde bir kahvehanede oturan yaşlı bir amcayla göz göze geldim. Bu haber televizyonda dönerken, amca elindeki tesbihi sıkıp başını öne eğdi. 'Evladım,' dedi sesi titreyerek, 'biz bu adama çocuklarımızın geleceğini emanet etmiştik, o ise bize utanç bıraktı.' İşte o an, siyasetin sadece rakamlardan ve koltuklardan ibaret olmadığını, insanların kalbinde ne büyük yaralar açtığını bir kez daha anladım. O amcanın hayal kırıklığı, o belediye başkanının taktığı rozetten çok daha ağır bir yüktür.
Siyaset, ahlakın üzerinde yükselmesi gereken bir yapı olması gerekirken, bizde maalesef ahlaksızlığın üzerine örtülen bir yorgan haline geldi. 'Bizden oldu, o halde temizlendi' mantığı, bu ülkenin damarlarına zerk edilen en tehlikeli zehirdir. Oysa kir, hangi deterjanla yıkanırsa yıkansın, özünde durduğu sürece kokmaya devam eder. Hiçbir siyasi güç, bir insanın içindeki çürümüşlüğü örtmeye yetmez.
Bugün o başkanın yaptığı hareket, sadece kendisine değil, onu o çatı altına kabul eden anlayışa da bir aynadır. Transfer edilen sadece bir belediye başkanı değil, onun tüm bagajı, tüm geçmişi ve tüm karakteridir. Şimdi o rozeti takanlar, bu 'ahlak dışı' yükü de omuzlarında taşıyacaklar mı? Yoksa her zamanki gibi 'münferit bir olay' deyip geçiştirecekler mi?
Halkın iradesini bir mal gibi pazara çıkaranların sonu hep aynıdır. Tarih, bu tür 'geçiş'lerin ve sonrasındaki rezaletlerin mezarlığıyla doludur. Kimse kendisini vazgeçilmez ya da dokunulmaz sanmasın; o koltuklar gider, o rozetler çıkar ama o görüntüler, o utanç, bir gölge gibi peşinizden gelir. Unutmayın, siyasi kıble değiştirmek kolaydır ama insan kalabilmek her babayiğidin harcı değildir.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.