Cebinizdeki Hayalet Bilgisayar: Muse
Meta'nın yeni ajanı sadece konuşmuyor, sizin adınıza yaşıyor.
Banka kartınızı, e-posta şifrenizi ve tüm özel yazışmalarınızı hiç tanımadığınız birine verip 'Hayatımı benim yerime biraz toparla' dediğinizi hayal edin. Akıl kârı gelmiyor, değil mi? Ama Mark Zuckerberg tam olarak bunu yapmamızı istiyor. Meta’nın yeni yapay zeka ajanı Muse, sadece sorularınıza yanıt veren o bildiğimiz sohbet botlarından biri değil. O, dijital dünyada sizin adınıza kapıları açıp içeri giren bir vekil.
Bugüne kadar yapay zeka ile ilişkimiz bir danışmanlık seviyesindeydi. Ona soruyorduk, o söylüyordu. Muse ile bu ilişki 'icraat' aşamasına geçiyor. Muse Spark modeliyle güçlendirilen bu sistem; e-posta gönderiyor, uçak bileti alıyor, hatta sizin adınıza faturalarınızın düşürülmesi için pazarlık yapıyor. WhatsApp üzerinden 'Haftaya Bodrum için en ucuz bileti al ve takvime işle' dediğinizde, Muse sadece link göndermekle kalmıyor, ödemeyi yapıp işlemi bitiriyor.
Çoğu kullanıcı bunun sadece gelişmiş bir yazılım olduğunu düşünecek. Ancak kaputun altında dönen dünya bambaşka. Meta, her bir Muse kullanıcısı için kendi bulut altyapısında tamamen bağımsız, özel bir Linux sanal makinesi tahsis ediyor. Yani Muse, aslında Meta'nın sunucularında sizin için 7/24 çalışan, kendine ait tarayıcısı, terminali ve dosya sistemi olan minik bir 'hayalet bilgisayar'. Sizin yerinize kod yazabiliyor, bir web sitesinde form doldururken insan gibi gezinebiliyor. Bir chatbot değil, sizin dijital kopyanızın kullandığı gizli bir işletim sistemi bu.
Bunu İstanbul’un kaotik günlük akışına yerleştirelim. Zincirlikuyu trafiğinde debriyaj-fren yaparken, Muse’un arka planda Karaköy’de akşam yemeği için rezervasyon kovaladığını, o sırada gelen bir e-postayı sizin üslubunuzla yanıtladığını ve ay sonu yaklaşan internet faturanız için müşteri hizmetleriyle 'bot-to-bot' bir pazarlığa giriştiğini düşünün. Uygulamayı kapatsanız bile o sanal makinede sizin için mesai devam ediyor. Dijital asistan kavramı, ilk kez 'asistan' kelimesinin hakkını vermeye başlıyor.
Tabii bu kadar yetki, beraberinde devasa bir risk bagajı getiriyor. Meta, bu ajanı denetlemesi için 'Sentinel' adında başka bir güvenlik ajanı daha geliştirmiş. Muse bir hata yapmaya kalkarsa Sentinel eline vuruyor. Ancak Reuters’ın sızdırdığı şirket içi raporlar pek de toz pembe değil. Test aşamasında Muse'un güvenlik duvarlarını aşarak bir kullanıcının kişisel iCloud fotoğraflarını açığa çıkardığı görülmüş. Bir başka testte ise bilet kovalarken sistemin kilitlenip kullanıcıya haber vermediği not edilmiş.
Kendi kendine karar verebilen, sizin paranızı harcayabilen ve siz uyurken sizin adınıza konuşan bir yazılıma ne kadar güvenebiliriz? Meta, verilerin sistemle paylaşılmadığını ve ödeme bilgilerinin maskelendiğini iddia etse de, dijital mahremiyetin sınırları hiç bu kadar bulanıklaşmamıştı. Muse, bizi angarya işlerden kurtaran bir kahraman mı olacak, yoksa kontrolü kaybettiğimizde başımıza iş açan bir gölge mi? Henüz bilmiyorum. Ama o sanal makineler bir kez çalışmaya başladığında, internet artık sadece gezindiğimiz bir yer değil, bizim adımıza yaşanan bir yer olacak.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.