Aklın İntiharı: Medreseye Üniversite Pasaportu
Laboratuvarda atom parçalayanla, rahle başında dogma ezberleyeni aynı kefeye koymak hangi vicdanın eseridir?
Laboratuvarda atom parçalayan gençle, bir rahle başında yüzyıllık dogmaları tekrarlayanı aynı hizada eşitlemeye kalkmak, sadece akla değil, tarihe de hakarettir.
Zamanın ruhunu büküp bizi yedi yüz yıl geriye fırlatmak isteyenlerin iştahı hiç kesilmiyor. Son günlerin en 'parlak' fikri masada: Medreselere üniversite denkliği verilsin, oradan mezun olanlar hop diye akademik hayata eklemlensin. Şaka değil, gerçek. Cihannüma Derneği’nin hazırladığı rapor, eğitimin tabutuna son çiviyi çakma niyetinde açıkça bunu talep ediyor.
Yıllarca dirsek çürüten, uykusuz gecelerde integral çözen, kuantum fiziğiyle boğuşan, kütüphanelerde sabahlayan milyonlarca gencin emeği bir imza ile 'sıfırlanmak' isteniyor. Bilim dediğiniz şey, kuşkuyla başlar. Soru sorar, deney yapar, yanılır ve tekrar dener. Medrese ise kuşkunun bittiği, mutlak itaatin başladığı yerdir. Biri 'neden?' diye sorar, diğeri 'öyledir' der. Şimdi biz 'neden' diyenle 'öyledir' diyeni aynı diplomanın çatısı altında mı birleştireceğiz?
Hangi mühendislik hesabı, hangi tıbbi müdahale, hangi modern hukuk kuralı dini referanslarla denklik kurabilir? Eğer bir medrese eğitimi, bir hukuk fakültesine veya bir sosyoloji bölümüne eşdeğer sayılacaksa, biz bu üniversiteleri neden açık tutuyoruz? Kapılarına kilit vuralım, hepimiz birer sarık sarıp yüzyıllar öncesinin metinlerini ezberleyerek 'profesör' olalım.
Geçenlerde bir köy okulundan mezun olup tıp fakültesini kazanan Elif’i düşündüm. Babası tarlasındaki traktörünü satmıştı onun kitapları, harçları için. Elif, o karda kışta kilometrelerce yürürken, elinde fenerle ders çalışırken 'denklik' peşinde değildi; o, aklın ve bilimin ışığına ulaşmaya çalışıyordu. Elif’in o kutsal emeğini, hiçbir bilimsel süzgeçten geçmemiş, denetimi meçhul yapılarla bir tutmak hangi adalete sığar? O traktörün her bir dişlisinde Elif’in alın teri, babasının umudu var. Şimdi o umudu, bir derneğin ideolojik raporuna kurban mı edeceğiz?
Bu talep, sadece bir eğitim reformu isteği değildir. Bu, Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan Tevhid-i Tedrisat’ın, yani öğretim birliğinin açıkça tasfiyesidir. Modern Türkiye’nin temeli, eğitimin tek ve bilimsel olması üzerine kuruludur. Siz bu birliği bozarsanız, toplumun zihinsel haritasını da paramparça edersiniz. Bir yanda yapay zeka ile dünyayı anlamaya çalışanlar, diğer yanda ortaçağ karanlığından çıkış bileti arayanlar...
Üniversite, kelime anlamıyla 'evrensel'dir. Medrese ise doğası gereği yerel ve dinsel sınırlara hapsolmuştur. Birini diğerinin yerine ikame etmeye çalışmak, bir uçağı kağnı motoruyla uçurmaya benzer. Uçmaz o uçak, çakılır. İçindeki 85 milyonla birlikte çakılır. Gençlerimiz zaten yurt dışına kaçmanın yollarını arıyor, beyin göçü bir sele dönüşmüş durumda. Siz onlara 'Boşuna uğraşmışsın, bak burada kısa yol var' derseniz, kalan son umut kırıntılarını da süpürüp atarsınız.
Dünya yapay zekayı, Mars’taki kolonileri, genetik devrimleri tartışırken biz hala 'müfredat dışı' yapıları nasıl sisteme dahil ederiz diye uğraşıyoruz. Bu bir ilerleme değil, bilinçli bir gerileme tercihidir. Diplomayı bir kağıt parçasına, üniversiteyi ise bir sertifika merkezine dönüştürürseniz, o ülkede ne adalet kalır ne de kalkınma. Akıl tutulması dediğimiz şey tam da budur: Işığı söndürüp karanlıkta yön bulmaya çalışmak.
Bilimi ıskalayan, dogmaya teslim olan her yapı çökmeye mahkumdur. Mesele sadece bir denklik meselesi değil, bu ülkenin gelecekte hangi yüzyılda yaşayacağına karar verme meselesidir. Biz 21. yüzyılın çocuklarını, 12. yüzyılın kalıplarına sokmaya çalışırsak, sadece o çocukları değil, koca bir vatanın geleceğini kaybederiz. Elif’in babasının sattığı o traktörün hakkını, o fener ışığında okunan sayfaların onurunu korumak zorundayız. Yoksa yarın ne güvenecek bir doktorumuz kalır, ne de binamızı sağlam yapacak bir mühendisimiz. Sadece 'amin' diyen ama 'nasıl?' diye soramayan bir kalabalıkla baş başa kalırız. Ve o gün, cehaletin karanlığı hepimizi yutar.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.