Evlat Babayı Sofrada Boğar: CHP’nin Bölünme Kabusu
Özgür Özel’in yeni parti uyarısı bir korku mu, yoksa geç kalmış bir yüzleşme mi?
Siyasetin en eski ve en kanlı geleneğidir: Evlat, babayı sofrada boğar.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde bugünlerde havadaki nemden çok, "yeni parti" fısıltıları solunuyor. Özgür Özel, ekranların karşısına geçip o malum tehlikeyi işaret ettiğinde, aslında bir partiden değil, bir hafızadan bahsediyordu. Bölünerek çoğalacağını sanan ama her defasında eksilen bir geleneğin yorgun hafızası bu.
Özel’in çıkışı sadece bir siyasi strateji değil; bir hayatta kalma refleksi. Çünkü biliyor ki; her yeni logo sandıkta bir fire, her yeni genel merkez binası ana gövdeden kopan bir tuğladır. Türkiye’de parti kurmak, bir sabah uyanıp "Ben daha iyi yaparım" demek kadar kolaylaştı artık.
Ama o partiyi yaşatmak, halkın kalbinde bir karşılık bulmak, bir tabela asmaktan çok daha fazlasını gerektiriyor. CHP’nin içinden çıkan her yeni oluşum, aslında "biz birbirimizi ikna edemedik" itirafıdır. Özgür Özel’in uyarısındaki o keskin tonu fark ettiniz mi? "Tehlike" diyor.
Bu tehlike, sadece oyların bölünmesi değil; muhalefetin kendi içinde bir iç savaşa sürüklenip asıl meseleyi, yani sokağın feryadını unutmasıdır. İktidarın ekmeğine yağ sürmek için bazen sadece susmak yetmez, bazen yeni bir parti kurmak en büyük hizmettir karşı tarafa.
Geçen gün bir fırının önünde beklerken yaşlı bir amcanın fısıltısını duydum. Elindeki bozuk paraları sayarken, yanındaki arkadaşına "Yine mi yeni bir isim, yine mi yeni bir kavga?" diye mırıldandı. Gözlerindeki o derin yorgunluğu gördüğümde içim cız etti.
İşte o an, Ankara’daki lüks ofislerde kurulan hayallerin sokaktaki karşılığının koca bir "hiç" olduğunu anladım. İnsanlar yeni bir amblem, parlak bir tüzük ya da iddialı bir isim değil; tenceresinde kaynatacak bir umut arıyor. Siyasetçiler bölündükçe, vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülüyor.
Yeni parti kurma heveslileri, genellikle "taban bizi istiyor" yanılgısına düşer. Oysa taban, macera değil, netice istiyor. CHP’nin bugün karşı karşıya olduğu risk, sadece dışarıdan gelen saldırılar değil; içerideki "ben olmazsam olmaz" kibridir. Bu kibir, tarihin her döneminde en büyük kaleleri içeriden yıkmıştır.
Özel, bu kibri gördüğü için sesini yükseltiyor. Çünkü o koltukta otururken, geçmişin başarısız ayrılıklarının gölgesi her zaman odanın bir köşesinde durur. DSP’den SHP’ye, oradan bugüne uzanan o sancılı süreçlerin tek bir kazananı oldu: Rakipleri. Bölünerek kazanılan bir zafer henüz dünya tarihinde yazılmadı.
Eğer bir ev inşa ediliyorsa ve çatısı akıyorsa, çözüm yan parsele gecekondu dikmek değildir. Çözüm, o çatıyı onarmak, o evi yaşanır kılmaktır. Muhalefetin lüksü yok; hele ki "bir oy bile kıymetli" denilen bir sistemde, bölünmek siyasi bir tercihten ziyade bir intihardır.
Özgür Özel’in işaret ettiği o tehlike, aslında bir aynadır. O aynaya bakıp kimin ne göreceği, önümüzdeki ayların en büyük hikayesi olacak. Ama unutulmasın; tarih, sadece kurulan partileri değil, o partileri kurarak neleri kaybettirdiğini de yazar.
Şimdi soru şu: Yeni bir yol mu açılıyor, yoksa eski bir uçuruma doğru mu koşuluyor? Cevabı tabelalar değil, sokağın o yorgun ama vakur sessizliği verecek. Ve o sessizlik, bazen en yüksek çığlıktan daha ağır sonuçlar doğurur.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.