Masanın Üzerindeki İddianame: Sandığa Atılan Kelepçe
Hukukun diliyle konuşup siyasetin kalbiyle karar vermek ne zamandan beri adalet oldu?
Dosya kapağını açtığınızda burnunuza gelen o keskin koku, kağıt ya da mürekkep değil; bayatlamış bir siyasi mühendisliğin geniz yakan kokusudur. Bugün bir belediye başkanının hapis istemiyle karşı karşıya kalması, artık bu topraklarda büyük bir şaşkınlık yaratmıyor. Aksine, bu durum 'beklenen bir prosedür' gibi soğukkanlılıkla karşılanıyor ki asıl korkutucu olan da tam olarak bu kanıksama halidir.
Demokrasi, dört yılda bir kurulan o şeffaf kutudan ibaret sanılıyordu ama görüyoruz ki o kutunun anahtarı artık sadece seçmende değil, adliye koridorlarında geziniyor. İstenen hapis cezası, aslında bir kişinin hürriyetine değil, o şehre mührünü vuran binlerce insanın iradesine vurulmak istenen bir prangadır. Suç nedir diye sorsanız, hukuki maddelerin arkasına saklanmış koca bir "Neden kazandın?" sorusuyla karşılaşırsınız.
Hukuk, toplumsal barışın teminatı olması gerekirken bir cezalandırma aparatına dönüştüğünde, orada ne devlet kalır ne de adalet duygusu. Sözcü’nün manşetine düşen o "hapis istemi" haberi, sadece bir yargı süreci değil, önümüzdeki dönemin siyasi dizaynının ilk sahnesidir. Bir belediye başkanını dört duvar arasına gönderme arzusu, aslında onu seçen iradeyi eve hapsetme arzusudur.
Geçen hafta o belediyenin parkında oturan yaşlı bir amcayla göz göze geldim; elinde bastonu, önündeki yeni dikilmiş çiçeklere bakıyordu. Bana dönüp, "Evlat, burayı yapanı içeri atacaklarmış, çiçekleri kim sulayacak şimdi?" diye sordu. Sesi titremiyordu ama gözlerinde derin bir hayal kırıklığı vardı. O an anladım ki mesele sadece bir koltuk davası değil; o çiçeklerin, o parkların, o hizmetin ve en önemlisi o umudun kimsesiz bırakılma çabasıydı.
Şaşırdığım şey ise, bu baskıların her seferinde ters tepmesine rağmen aynı bayat yöntemde ısrar edilmesi. Tarih, sandıkta bükemediği bileği mahkemede kırmaya çalışanların, sonunda kendi kurdukları o çarkın altında kaldığını defalarca yazmıştır. Bir siyasetçiyi yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, aslında kendi siyasi yetersizliğini itiraf etmektir. Eğer halkın kalbinde yeriniz yoksa, rakibinizi hapse atarak o boşluğu dolduramazsınız.
Belediye başkanının suç dosyasına bakıyorsunuz; içinde ne yolsuzluk var ne de hırsızlık. Sadece "siyasi bir rahatsızlık" sızıyor satır aralarından. Eğer bir ülkede savcıların mürekkebi, seçmenin iradesini silmek için kullanılıyorsa, orada adaletin kalemi çoktan kırılmış demektir. Biz bu filmi daha önce de izledik, sonunu da ezbere biliyoruz.
Halkın gönlüne girenleri parmaklıklar ardına koysanız da o gönülden çıkaramazsınız; aksine, o gönlü bir kaleye dönüştürürsünüz. Şimdi sormak lazım: Bu hapis istemi kime hizmet ediyor? Adalete mi, yoksa bir sonraki seçimin matematiksel hesaplarına mı? Cevabı hepimiz biliyoruz ama bazen fısıltıyla söylüyoruz.
Ancak unutulmamalıdır ki, adalet saraylarının tavanı ne kadar yüksek olursa olsun, gökyüzü her zaman daha geniştir. Ve o gökyüzü altında, eninde sonunda halkın dediği olur, mahkeme ilamlarının değil. Bir belediye başkanına hapis istemek, aslında o şehre "Sizin kararınız hükümsüzdür" demektir. Peki, halk bu sözü unutur mu? Asla.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.