Maviye Çalınan Kara Bir Yaz
On sekiz yaşın bütün hayalleri o tuzlu suda mı kaldı?
On sekiz yaşındaki bir çocuğun son nefesini bir tatil kasabasının neşeli dalgalarına bırakması, evrenin bize attığı en ağır tokattır. Muğla’nın o kartpostalları süsleyen turkuazı, bugün bir annenin feryadıyla karardı. Polat, henüz hayatın giriş kapısında, elinde anahtarlarıyla bekleyen bir delikanlıydı.
Gazetelerdeki o üç satırlık haberleri bilirsiniz. "Serinlemek için girdiği denizde gözden kayboldu," der geçerler. Oysa o birkaç kelimenin altında, bir evin tavanının çöküşü gizlidir. Bir odanın sonsuza dek sessizliğe gömülüşü, bir sofranın artık hep bir kişi eksik kurulacak olmasıdır o haberin aslı.
Muğla, yazın neşenin başkentidir; ama bazen böyle, en beklenmedik anda cellat kılığına girer. Deniz, kıyıya vuran dalgalarıyla sanki hiçbir şey olmamış gibi fısıldamaya devam ederken, bir gencin hayalleri o derinliklerde asılı kalır. Polat’ın belki de cebinde bir sonraki günün planı vardı. Belki de sevdiği kıza söyleyeceği ilk cümleyi denize karşı prova ediyordu.
İnsan on sekizindeyken ölümsüz olduğunu sanır. Kanı kaynar, damarları sığmaz bedenine. Ölüm, o yaşta sadece filmlerde olan, yaşlıların kapısını çalan uzak bir yabancıdır. Ama işte, o hırçın su kütlesi ne yaşa bakar ne de hayallere.
Bugün Muğla’da güneş her zamanki gibi doğdu, turistler yine şezlonglarına uzandı. Ama kıyıda bir çift ayakkabı kaldı. Sahibinin bir daha asla giymeyeceği, kumların içinde terk edilmiş o sahipsiz ayakkabılar. İşte hayatın en acımasız fotoğrafı budur.
Bir anlık bir dalgınlık mı, bir kramp mı, yoksa kaderin o kaçınılmaz ağı mı? Sebebi ne olursa olsun, sonuç değişmiyor. Bir fidan, daha meyve vermeden kökünden sökülüp alınıyor aramızdan. Biz ise sadece izliyoruz, bir sonraki habere kadar içimiz sızlayarak.
Asıl sarsıcı olan ne biliyor musunuz? Polat boğulurken, sadece birkaç yüz metre ötede birileri kahkahalarla şampanya patlatıyordu muhtemelen. Hayatın bu korkunç senkronizasyonu karşısında insanın nutku tutuluyor. Bir yanda son nefes, bir yanda en yüksek perdeden bir eğlence.
Şimdi o mavi sulara bakarken, Polat’ın yarım kalan gülüşünü göreceğiz. On sekiz yaşın o saf enerjisinin, nasıl olup da bir avuç tuzlu suya yenik düştüğünü sorgulayacağız. Ama deniz cevap vermeyecek. Deniz her zaman olduğu gibi, sırlarını kendine saklayacak.
Polat gitti. Geriye sadece bir isim, bir yaş ve Muğla’nın o artık hiç de güzel gelmeyen maviliği kaldı. Ailesinin yüreğine düşen o kor, deniz suyuyla sönmeyecek kadar derin. Başımız sağ olsun diyemiyorum, çünkü bu yaşta bir gidişin sağı solu olmaz. Sadece koca bir boşluk kalır geride.
O kıyıda kalan ayakkabılar var ya... Onlar aslında hepimizin güvenini, neşesini ve yarına dair umudunu temsil ediyordu. Şimdi o ayakkabıların içine dolan kumlar, bizim çaresizliğimizdir.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.