Bilançoya Sığmayan Çığlık
FIFA’nın yatırım planı iptal oldu; çünkü bazı acılar ve umutlar hiçbir özel fona devredilemez.
Florya, 1999 sonbaharı. Hava, ıslak toprak ve ağır bir çamur kokuyor. Antrenman sahasının kenarındaki o paslı tellerin soğukluğunu hala avuçlarımda hissederim. Topa vurduğum an, o meşum ses geldi; sanki bir dal kırıldı, sanki bir hayat ortasından çatladı. Dizimden gelen o kuru 'çıt' sesi, tribünlerin uğultusunu, hocanın bağırışını ve geleceğe dair kurduğum her bir cümleyi saniyeler içinde sildi. O gün o sahada sedyeyle taşınırken, sadece bir 'potansiyel' olarak görülüyordum; Galatasaray altyapısının parlak çocuğu, geleceğin büyük yatırımı.
Gianni Infantino, geçtiğimiz günlerde futbolun 'olağanüstü ticari değeri' üzerine bir kumar oynamaya kalktı. FIFA, futbolun o hırçın, öngörülemez ruhunu özel yatırımcıların masasına meze etmeye niyetlendi. Bir hisse senedi gibi, bir gayrimenkul projesi gibi futbolu paketleyip satmak istediler. Ama olmadı. Tepkiler çığ gibi büyüyünce o çok güvendikleri özel yatırım planını iptal etmek zorunda kaldılar. Çünkü futbol, sadece rakamlardan ibaret bir bilanço tablosu değildir; o tabloya sığdıramadıkları bir şey var: İnsanın o bitmek bilmeyen, bazen de can yakan tutkusu.
Bir yatırımcı, 90. dakikada kaçan bir penaltının yarattığı o derin boşluğu nasıl fiyatlandırabilir? Ya da şampiyonluk kaçtığında bir şehrin üzerine çöken o kurşun gibi ağır sessizliği hangi fona devredebilirsiniz? Infantino ve ekibi, tribündeki o yaşlı adamın atkısına sarılışını, bir çocuğun ilk kramponunu giydiği andaki o titreyen parmaklarını, mağlubiyetten sonraki o ağır eve dönüş yolunu bir Excel tablosuna sığdırabileceklerini sandılar. Yanıldılar. Futbolun değeri ticari değil, trajiktir.
Bazen gece yarısı aniden uyanıp hala sağlam olan sol dizimi ovuyorum; sanki o da her an beni terk edecekmiş, o da bir gün 'verimliliğini' yitirecekmiş gibi bir korku saplanıyor göğsüme.
Oysa yatırımcılar verimlilik ister. Onlar riskten nefret ederler. Futbol ise baştan aşağı risktir. Bir çapraz bağın kopmasıyla milyon dolarlık bir 'varlığın' çöp olmasıdır. Bir Anadolu kasabasında, çamurlu bir sahada, kimsenin izlemediği bir maçta atılan o tek golün yarattığı devrimdir. FIFA’nın geri adım atması, futbolun henüz tamamen ruhsuz bir holdinge dönüşmediğinin kanıtıdır. Paranın her kapıyı açtığı bu çağda, bazı kapıların arkasında hala sadece ter ve gözyaşı bekliyor.
Futbolu 'ticari bir değer' olarak görenler, aslında onun ne olduğunu hiç anlamamış olanlardır. Onlar için oyun, sadece ekranlardaki pikseller ve banka hesaplarındaki artışlardır. Ama bizim için, yani o sahada dizini bırakanlar için, oyun bir hayatta kalma biçimidir. Bir yatırım planı iptal edilebilir, bir proje rafa kalkabilir ama o sahadaki o vahşi, o kontrol edilemez hırs hiçbir yere gitmez.
Şimdi gökyüzüne bakıyorum; Florya’daki o bulutlu havaya benziyor. Her şey satılabilir gibi görünüyor ama bazı yaralar, hiçbir paranın satın alamayacağı kadar derindedir.
Yağmurun altında, patlamış bir topun su birikintisinde ağır ağır dönmesi.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.