Kaskın Altındaki Kıyamet: Sıcak Paket, Soğuk Haysiyet
Hızın bedelini kanla ödeyenlerin ve o kanı silip 'siparişiniz teslim edildi' diyenlerin hikayesi.
Sıcak bir pizza ile soğuk bir ceset arasındaki mesafe, bugünlerde sadece birkaç saniyelik bir gecikmeye bakıyor.
Kaldırımda birbirine giren o on kişi, Sözcü’nün haberinde sadece birer asayiş figürü olarak görünüyor olabilir ama aslında bir sistemin can çekişmesini izledik o videolarda. İşveren öfkeli, kurye burnundan soluyor, polis kelepçeyi takıyor; peki, o sırada telefonunun ekranında "Siparişiniz yolda" yazısını gören siz, biz, hepimiz neredeyiz?
Kuryelik artık bir meslek değil, modern bir gladyatörlük arenasına dönüştü. Kaskın altındaki o yüzü hiç görmüyoruz; bizim için o sadece bir "ikon", harita üzerinde hareket eden küçük bir motosiklet simgesi. O simge durduğunda sinirleniyoruz, yavaşladığında puan kırıyoruz, kaza yaptığında ise "Yemek soğuk geldi" diye şikayet ediyoruz.
Haberde okuduğumuz o kavga, sadece patron ve işçi arasındaki bir alacak-verecek meselesi değil. Bu, "hız" tanrısına kurban edilen insan onurunun patlama noktasıdır. On kişi gözaltına alınmış; sanıyor musunuz ki o kelepçeler çözülünce öfke dinecek? Aksine, o kelepçeler aslında her sabah motorun kontağını çeviren her kuryenin bileğinde zaten takılı duruyor.
Geçen hafta yağmurun altında sırılsıklam olmuş bir kurye gördüm, apartman girişinde titriyordu. Paketi uzatırken eli öyle bir titredi ki, karton kutu neredeyse yere düşecekti; göz göze geldiğimizde o kaskın ardındaki boşluğu gördüm. "Kusura bakmayın abi, yetişemedim" dedi, sesi sanki bir uçurumun kenarından geliyordu. Alt tarafı bir dürüm bekliyordum ama o an anladım ki biz sadece yemek sipariş etmiyoruz; biz bir insanın hayatından çalınmış dakikaları, risk edilmiş bir canı satın alıyoruz.
İşveren, daha çok paket, daha çok kar, daha çok hız istiyor çünkü tepesinde platformların acımasız algoritması var. Kurye ise sadece hayatta kalmak ve akşam eve o kaskı sağ salim çıkarmak derdinde. Bu iki dünya çarpıştığında ortaya çıkan o gürültü, aslında hepimizin suç ortaklığının sesidir.
Dijital bir kırbaç var artık ellerimizde; o mobil uygulamalar. "Nerede kaldı bu?" diye ekrana her tıkladığımızda, birinin gaz kolunu biraz daha sert çevirmesine, kırmızı ışıkta geçmesine, canını dişine takmasına neden oluyoruz. Sonra bir kavga çıkıyor, haberlere düşüyor, "Vah vah, ne hale geldik" deyip geçiyoruz.
Oysa o kavgada atılan her yumruk, bizim sabırsızlığımızın bir yansımasıdır. Patronun hırsı ile kuryenin isyanı arasındaki o daracık sokakta aslında insanlığımız eziliyor. On kişi gözaltına alındı ama asıl suçlu hala dışarıda: Doymak bilmeyen hız tutkumuz ve her şeyi "puanlama" hakkını kendinde gören kibrimiz.
Yarın yine bir kurye kapınızı çalacak, belki yine geç kalmış olacak. Lütfen o kaskın altındaki yüze bir saniye bakın, o insanın titreyen ellerini fark edin. Belki o zaman, siparişin soğumasının bir kalbin soğumasından daha önemsiz olduğunu hatırlarız. Çünkü o kaskın içinde sadece bir çalışan değil, bir babanın oğlu, bir çocuğun babası ve her şeyden öte, haysiyeti için dövüşen bir insan var.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.