Asfaltın Soğuk Hafızası
Bir yaya geçidinin sessizliğinde yitip giden hayatlar.
Bir arabanın fren sesi, havayı yırtan bir çığlıktan farksızdır; o ses bittiğinde ise geriye sadece ölümün o ağır, yapışkan sessizliği kalır. Sözcü’deki o kısa haber, bir insanın ömrünü iki paragrafa sığdırmış: 'Otomobilin çarptığı yayadan acı haber.' Hepsi bu kadar.
Bir hayatın noktalanması, bir yerlerde birilerinin sofrasının eksik kalması, bir çocuğun artık eve gelmeyecek o ayak seslerini beklemesi demek. Bizler, o asfaltın üzerindeki kan izlerini temizleyip hayatımıza devam ederken, aslında kendi sonumuza doğru yürüdüğümüzü unutuyoruz.
Sokaklar, kuralları olan ama kimsenin uymadığı devasa birer kumar masası. Direksiyon başındaki el, gaz pedalına bastığı an bir makineyi yönettiğini sanıyor; oysa yönettiği şey, bir başkasının ebediyetidir.
İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? O kaza anında, yaya geçidinin hemen yanında, belki de 'birazdan arkadaşımla buluşacağım' diye düşünen o insan, o saniyede hayatının en büyük sürpriziyle karşılaştı. Kendi ölümünü, bir metal yığınının çarpışma anında, gökyüzüne bakarken tanıdı.
İnsanoğlu, kendi yarattığı hızın esiri. Şehirler, insanın insanı ezdiği, birbirine yabancılaşmış metal kutuların yarıştığı beton labirentlere dönüştü. Kimse durup sormuyor; o yaya, o gün ayakkabılarını giyerken, evden çıkarken veya sadece karşıya geçerken aklından ne geçiyordu?
Belki de o an, bir pişmanlığı gidermek ya da birine 'seni seviyorum' demek için acele ediyordu. Şimdi o acele, bir gazete küpüründeki 'acı haber' ibaresine hapsoldu.
Bir sonraki sefer, kırmızı ışıkta beklerken ya da bir yaya geçidine adım atarken durun. Sadece bir saniye durun ve etrafınızdaki o devasa, metalik uğultuyu dinleyin. O uğultu, aslında hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu fısıldayan bir ölüm marşıdır.
Bizler, birbirimizin hayatına dokunmadan, sadece teğet geçerek yaşamaya çalışıyoruz. Ancak o teğet geçişler, bazen bir insanın son durağı olabiliyor.
Yaya geçitleri, sadece boyalı çizgiler değildir; onlar, insanın insana duyduğu saygının, medeniyetin ve birbirimizi yaşatma sorumluluğumuzun sınandığı yerlerdir. O çizgilerin üzerinde bir insanı kaybetmek, aslında hepimizin insanlığından bir parça eksiltmektir.
Bugün birinin hayatı söndü, yarın kimin sırası? Bu sorunun cevabını, o otomobili sürenin ya da karşıya geçenin vicdanı verecek. Ama unutmayın; asfalt, kimin haklı ya da haksız olduğunu asla unutmaz. O sadece, dökülen hayatları soğuk bir hafızada biriktirir.
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.