Halkın Sofrasına Kurulan Pusu
İzmit’te bir bardak çayın ve bir tas çorbanın neden 'tehlikeli' ilan edildiğini konuşalım.
Bir bardak çayın 5 lira olması, bu memlekette bazıları için 'kamu zararı' değil, düpedüz bir 'iktidar tehdidi' olarak algılanıyor. Şaka yapmıyorum, ciddiyim. İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in hayata geçirdiği sosyal belediyecilik modeli bugünlerde yine hedef tahtasında. Müfettişler, soruşturmalar, engellemeler... Sanırsınız ki şehirde yolsuzluk kol geziyor, sanırsınız ki belediye kasası birilerine peşkeş çekiliyor.
Oysa mesele çok daha derin ve bir o kadar da hazin. Mesele, halkın en temel ihtiyaçlarını piyasanın insafına bırakmamak. Mesele, emeklinin, öğrencinin, asgari ücretlinin nefes alabileceği alanlar yaratmak. Gülümse Kahveler, Aşevleri, Anne Eli gibi projeler... Bunlar sadece birer hizmet değil; bunlar birer 'itiraz' biçimi. Ekonomik krizin insanları eve hapsettiği, bir kafede oturup arkadaşıyla iki kelam etmeyi lüks haline getirdiği bir dönemde, İzmit’te yükselen bu model birilerine fena halde batıyor.
Neden mi? Çünkü bu model, "Devlet ya da belediye, vatandaşına müşteri gibi bakmaz" diyor. Bu cümle, rant ekonomisinden beslenenler için en korkunç kabustur. Eğer bir belediye vatandaşına 5 liraya çay içirebiliyorsa, diğerleri neden içiremiyor sorusu akıllara düşer. Eğer bir belediye, öğrencisine ücretsiz yemek verebiliyorsa, merkezi bütçenin neden bunu yapamadığı sorgulanır. İşte bu sorgulama, siyasetin en konforlu alanlarını sarsıyor.
Geçen hafta İzmit’te, o çok tartışılan sosyal tesislerden birinin önünden geçiyordum. İçeride, muhtemelen ay sonunu nasıl getireceğini düşünen bir emekli amca, yanında da okuldan yeni çıkmış torunu. Önlerinde dumanı tüten birer kase çorba. Amcanın torununa bakarken yüzünde oluşan o huzur, o minnet duygusu... İşte o an boğazıma bir yumru oturdu. O amca için o çorba sadece bir yemek değil; sokağa çıkabilme cesareti, torununu bir yere götürebilme gururu ve en önemlisi 'hatırlanmış' olmanın verdiği o buruk mutluluktu. Şimdi birileri çıkıp bu mutluluğu, bu düzeni bozmak için hukuk ve bürokrasi sopasını sallıyor.
Peki, derdiniz ne? Halkın ucuza yemek yemesi mi bütçeyi sarsıyor? Yoksa halkın, "Demek ki başka bir yol mümkünmüş" demesinden mi korkuyorsunuz? Sosyal belediyecilik, sadece bayramlarda yardım kolisi dağıtmak değildir. Sosyal belediyecilik, insan onurunu koruyan, onu muhtaç hissettirmeden hayatın içine katan bir yaşam alanı inşa etmektir. İzmit’teki bu modelin hedef alınması tesadüf değil. Bu, Türkiye genelinde yayılan bir 'dayanışma' dalgasının önünü kesme çabasıdır.
Siyaset, halkın hayatını kolaylaştırmak için yapılır; zorlaştırmak için değil. Eğer bir belediye, vatandaşının cebini düşünüyorsa, onu cezalandırmak değil, model olarak alıp yaygınlaştırmak gerekir. Ancak bizde başarı, her zaman bir cezayla ödüllendirilir. Bugün İzmit’in modeline saldırırken aslında kimsesizlerin kimsesi olma iddiasına saldırıyorlar. Oysa o sofrada sadece İzmitliler yok; o sofrada bu ülkenin vicdanı oturuyor.
Sonuç ne mi olur? Baskılar artar, dosyalar kabarır, manşetler atılır. Ama o 5 liralık çayın buğusundaki sıcaklığı halkın kalbinden söküp alamazsınız. Çünkü halk, kendisine kimin el uzattığını, kimin ise o eli kırmaya çalıştığını çok iyi bilir. Siz müfettiş raporlarıyla uğraşırken, millet o sofralarda kurulan dostluklarla bir sonraki günü nasıl çıkaracağını planlamaya devam edecek. Ve o vicdan, haksızlığa karşı her zaman en güçlü kaledir.
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.