Sınıfın Sessizliği
Eğitim, devletin en uzun vadeli dış politika aracıdır.
Mürekkep kokusu, tozlu raflar ve bir ülkenin geleceğinin üzerine inşa edildiği o ilk ders zili. Bugün sosyal medya akışlarına düşen o mesaj, aslında bir devletin kendi içine yönelttiği en stratejik dış politika hamlesidir. Bir toplumun dünya sahnesine nasıl çıkacağını, sınıfların içinde kurduğunuz o ilk cümleler belirler.
Cenevre’de, soğuk mermer masaların etrafında otururken çok şeyi öğrendim. İnsanlar, dillerini ve kültürlerini kendi evlerinde nasıl inşa ettilerse, masada da o dille savunma yaparlar. Diplomasi, sadece el sıkışmak değildir. Diplomasi, bir halkın eğitimle yoğurduğu özgüveni dünyaya tercüme etme biçimidir.
Emine Erdoğan’ın eğitim dönemi mesajındaki vurgu, yalnızca bir iyi niyet dileği değil. Bu, devletin kendi insan kaynağını nasıl bir güç çarpanı olarak kurguladığına dair bir vizyon beyanıdır. Zira dışarıda masaya oturduğunuzda, arkanızda eğitimli, donanımlı ve kendi kimliğine sahip çıkan bir nesil yoksa, söyledikleriniz sadece havada asılı kalan kelimelerden ibaret kalır.
Bir zamanlar bir büyükelçilik resepsiyonunda, ülkesinin eğitim sistemini övmekten bitap düşen bir mevkidaşımı izlemiştim. Gözlerinde o anlamsız parıltı vardı; sistemin aslında nasıl çöktüğünü, gençlerin neden başka diyarlara göç ettiğini biliyordu. Yalan, en çok evde, kendi çocuğunun sırasının başında söylenir.
Eğitim, sadece bir müfredat meselesi değildir. Bu, bir ülkenin jeopolitik ağırlık merkezini belirleyen sessiz bir güçtür. Gençlerinizin zihnini neyle doldurursanız, yarın sınırlarınızın ötesindeki masalarda o zihniyetle karşılaşırsınız.
Sınıflardaki o sessizliği, yarın dünya arenasında nasıl bir gürültüye dönüştüreceğiz?
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.