Algoritmalar Teşekkür Etmeyi Bilmez
Teknoloji her şeyi ölçüyor ama hiçbir şeyi 'hissetmiyor'.
Sabah saat 09:14. Maslak’ta bir plazanın asansöründesiniz. Elinizde en son model akıllı telefon, kulağınızda gürültü engelleyici kulaklıklar, cebinizde şirketin size sunduğu 'en iyi çalışan deneyimi' uygulaması. Her şey kusursuz görünüyor, değil mi?
Ancak o asansörden indiğinizde hissettiğiniz şey, kullandığınız uygulamanın hızı değil; dün akşam yöneticinizin attığı o kısa, soğuk e-postanın ağırlığı oluyor. Teknoloji bize her türlü kolaylığı sağlıyor ama günün sonunda zihnimizde kalan şey dijital arayüzler değil, o anların bizde bıraktığı tortu.
New HR Summit 2026’da Turkcell Çalışan Deneyimi Direktörü Nurullah Er’i dinlerken tam olarak bunu düşündüm. Er, çok kritik bir noktaya parmak bastı: Çalışanlar sistemleri değil, duygu yoğun anları hatırlıyor. Yani şirketiniz size dünyanın en gelişmiş İK yazılımını da sunsa, hafızanız o yazılımın rengini değil, performans görüşmesinde emeğinizin görülüp görülmediğini kaydediyor.
İşin asıl ilginç yanı şu: Nörobilim araştırmaları, iş yerinde takdir edilmemenin veya dışlanmanın beyinde fiziksel acıyla aynı bölgeyi, anterior singulat korteksi tetiklediğini gösteriyor. Yani yöneticinizin emeğinizi görmezden gelmesi, biyolojik olarak parmağınızın kapıya sıkışmasıyla benzer bir sinyal gönderiyor. Algoritma bu acıyı ölçebilir ama onu dindirecek olan şey yine bir 'insan' dokunuşu.
İstanbul trafiğinde iki saat harcayıp ofise ulaştığınızda, sizi karşılayan 'akıllı' turnikenin hızı moralinizi düzeltmiyor. Sizi asıl ayakta tutan, o karmaşanın içinde organizasyondaki yerinizin ne olduğunu bilmek. Nurullah Er’in vurguladığı o üç soru —'Ne oldu?', 'Neden oldu?' ve 'Bu beni nasıl etkileyecek?'— aslında birer veri talebi değil, birer güvenlik arayışı. Bu sorular cevapsız kaldığında, çalışanlar o boşluğu en karanlık senaryolarla dolduruyor.
İş dünyası uzun süredir 'çalışan deneyimi'ni bir dashboard meselesi sanıyordu. Oysa deneyim, bir anket sonucundan ibaret değil. Bir performans sürecinin rakam odaklı bir soğuklukla mı, yoksa emeğin görüldüğü bir diyalogla mı yönetildiği, o çalışanın o akşam eve hangi ruh haliyle döneceğini belirliyor.
Teknoloji bir amaç değil, bir araç. Kağıt üzerinde mükemmel tasarlanmış bir İK süreci, eğer çalışanın kalbinde bir iz bırakmıyorsa sadece pahalı bir gürültüden ibarettir.
Peki, her şeyin otomatize edildiği bir gelecekte 'değerli hissetme' ihtiyacımızı kime emanet edeceğiz? Yapay zeka bize en verimli çalışma saatlerimizi söyleyebilir ama neden çalıştığımızı hatırlatamaz. Belki de geleceğin en büyük lüksü, bizi gerçekten 'gören' bir yöneticiyle içilen o sade kahve olacak. Bunu hangi yazılım simüle edebilir, henüz bilmiyorum.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.