Algoritmanın Görünmez İşçileri
Taşeronluk sisteminin dijital dönüşümü ve 2017 reformunun beklenmedik yankıları
Maslak’ta bir plazanın önünde, kaskını çıkarmadan telefonuna bakan o kurye aslında kime çalışıyor? Uygulamaya mı, restorana mı, yoksa cebindeki o görünmez algoritmaya mı?
Taşeronluk dediğimizde aklımıza genellikle güvenlik görevlileri veya temizlik personeli geliyor. Ancak Sarkaç’ın Türkiye’deki taşeron deneyimi üzerine yayımladığı son veriler, meselenin sadece bir 'aracı kurum' meselesi olmadığını, emeğin değerinin nasıl ölçüldüğüne dair derin bir kırılmayı işaret ediyor.
2017’nin sonunda Türkiye, kamuda taşeron çalışmayı büyük ölçüde bitiren dev bir reforma imza attı. Binlerce insan 'şirket elemanı' etiketinden kurtulup kadroya geçti. Bu hamle, düşük vasıflı işlerde çalışanlar için bir can simidiydi; çünkü taşeronluk bu grupta ücretleri aşağı çekiyordu.
Ancak verilerin arasında sessizce duran bir gerçek var: Yüksek vasıflı işlerde taşeron olarak çalışanlar, kadroya geçtiklerinde aslında bir nevi 'kazanç kaybı' yaşadılar. Taşeron sisteminin esnekliği, uzmanlığı olan kişi için piyasa değerini maksimize etme fırsatı sunarken, kamu disiplini bu yüksek primleri standart bir maaş bordrosuna hapsetti. Uzmanlık, kurumsal yapının içinde homojenleşti.
Bugün Levent’teki bir yazılım ofisinde 'freelance' çalışan bir mühendisin durumu tam olarak bu. O, modern dünyanın yüksek vasıflı taşeronu. Kurumsal bir yapının hantallığına girmek yerine, kendi uzmanlığını en yüksek teklifi verene kiralıyor.
Bu durum İstanbul trafiğindeki o kurye için geçerli değil. O, algoritmanın en alt basamağında, vasıf tuzağına düşmüş durumda. Teknoloji, taşeronluğu ortadan kaldırmıyor; aksine onu atomlarına ayırıp her birimizi birer 'mikro taşeron' haline getiriyor. Eskiden bir şirkete bağlıydık, şimdi bir 'rating' puanına bağlıyız.
2017 reformu, devletin 'benim işçim benim korumam altındadır' deme biçimiydi. Ama dijital ekonomi, devletin bu korumacı kalkanının çok uzağında, tamamen farklı bir taşeronluk modeli inşa ediyor. Kod yazanla paket taşıyanın aynı 'bulut' altında buluştuğu bu yeni düzende, kimin gerçekten güvende olduğunu kestirmek zor.
Emeğin 'kadrolu' huzuru ile 'taşeron' dinamizmi arasındaki bu gerilim, sadece Ankara'daki kamu binalarında değil, cebimizdeki uygulamaların her satırında yaşanıyor. Bir sonraki adımın bizi nereye götüreceğini, devletin mi yoksa algoritmaların mı daha baskın çıkacağını zaman gösterecek. Şimdilik bildiğimiz tek şey, sistemin her zaman bir aracıya ihtiyaç duyduğu; bu aracı bazen bir şirket oluyor, bazen de bir satır kod.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.