Gümüş Gerdanlığın Altındaki Paslı Gerçek
Mardin’in taş sokaklarında yankılanan o ses, artık tarihin değil, boş midelerin ve ödenemeyen faturaların çığlığıdır.
Mardin’in o meşhur gümüş gerdanlığı gece çöktüğünde parıldar ama o ışıltının altında, çöp konteynerlerinin başında eğilen bir gölge vardır. Nihat Güzel’in gölgesidir bu. Binlerce yıllık taş evlerin, tarihin ve estetiğin göbeğinde, bir adam hayatta kalmak için başkalarının attıklarını topluyor.
"Bir gün çalışıp yirmi gün oturuyorum" diyor Nihat. Bu cümle, sadece işsizliğin değil, bir insanın onuruyla sınandığı o dar boğazın özetidir. Akşamları sokağa çıkıyor, çöpleri karıştırıyor ve eline geçen koca bir sıfırın yanına 500 lira eklemeye çalışıyor.
500 lira bugün nedir? İki kilo et mi, bir haftalık ekmek mi, yoksa sadece utancın üzerini örten ince bir battaniye mi? Mardin’in dar sokaklarında yankılanan tek ses artık turistlerin hayranlık nidası değil; Nihat’ın elindeki plastiklerin birbirine çarpma sesidir.
Biraz ileride, dükkanının önünde oturan Necmettin Çelik’in yüzündeki çizgiler, Mardin’in o meşhur taş duvarlarından daha derin. Necmettin Bey bir esnaf, yani bir zamanlar bu şehrin orta direği, omurgasıydı. Şimdi ise kendi dükkanında bir başına, vergi levhasıyla faturalar arasında sıkışmış durumda.
"Eleman çalıştıramıyoruz" diyor Necmettin Bey. Bu, bir ekonominin can çekişme sesidir. İşçi haklı; aldığı maaşla karnını doyuramıyor, kirasını ödeyemiyor. İşveren haklı; daha fazlasını verse kendi ocağı sönecek.
Vergiler, faturalar ve bitmek bilmeyen kiralar... Mardin’in o kadim taşları bile bu yükün altında ezilmeye başlamış sanki. Esnafın işçi bulamaması bir lüks değil, bir çaresizlik ilanıdır. Çarklar dönmüyor, sadece birbirine sürtünerek kıvılcım çıkarıyor ve o kıvılcım en çok Nihat gibi, Necmettin gibi adamların canını yakıyor.
Beni asıl sarsan şey, Nihat’ın çöpten kazandığı o 500 lirayı anlatırken sesinde duyduğum o tuhaf, hüzünlü kabullenişti. Bir insan, çöpten rızkını çıkarırken neden bu kadar sakin olur? Çünkü öfke bile artık bir lüks haline gelmiş. Enerjisini öfkeye harcarsa, o geceki çöpleri toplayacak dermanı kalmayacak.
Mardin’in turistik fotoğraflarına bakarken artık sadece o güzelim Mezopotamya manzarasını görmeyeceğim. O karenin dışında kalan, karanlık çöktüğünde elinde bir poşetle sokakları arşınlayan Nihat’ı ve boş dükkanında faturasına bakıp iç çeken Necmettin’i göreceğim.
Bu şehirde sadece taşlar konuşmuyor artık. Boş tencereler, ödenemeyen borçlar ve çöpe atılan hayatlar konuşuyor. Ve biz, bu sesleri duymamak için kulaklarımızı tıkadıkça, o gümüş gerdanlık boynumuzu biraz daha sıkıyor.
Kimse bize "ekonomi büyüyor" masalları anlatmasın. Mardin’in kalbinde bir adam çöpten 500 lira topluyorsa, o büyüme sadece bir illüzyondan ibarettir. Gerçek olan, Nihat’ın nasırlı elleri ve Necmettin’in kapanmaya yüz tutmuş kepenkleridir.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.