Mavi Bir Sessizliğin Anatomisi
Maltepe kıyısında bir bardak çay soğurken, bir hayatın nasıl sessizce çekildiğine dair.
Deniz bazen sadece bir manzara değil, soğukkanlı bir infaz memurudur. Maltepe sahilinde, betonun bittiği ve maviliğin başladığı o belirsiz çizgide, bir genç adamın hikâyesi dün öğleden sonra noktalandı. Güneş tepedeydi, martılar her zamanki arsızlığıyla simit peşindeydi ve binlerce insan o sahil şeridinde 'yaşadığını' sanıyordu.
Boğulmak, filmlerdeki gibi gürültülü bir eylem değildir; aksine, dünyanın en sessiz vedasıdır. Kimse kollarını çılgınca sallayıp uzun nutuklar atmaz suyun içinde. Sadece bir çift gözün, ufuk çizgisine son bir kez, çaresizce bakışını görürsünüz eğer şanslıysanız. Maltepe'nin o yapay dolgu alanında, neşeli kahkahaların arasında bir ciğer suyla dolarken, hayatın ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha anladık.
O genç, serinlemek mi istemişti yoksa sadece suyun çekimine mi kapılmıştı, artık bir önemi yok. Önemli olan, şehrin devasa gürültüsünün bir insanın son çığlığını nasıl yuttuğu gerçeğidir. Bizler, kıyıda çekirdek çitlerken veya telefonlarımızın ekranında kaybolmuşken, birkaç metre ötemizde bir evrenin çöküşüne tanıklık edemeyecek kadar körleşiyoruz.
İstanbul’un kıyıları, aslında birer yas tutma alanıdır ama biz oraları eğlence merkezi sanıyoruz. Betonla doldurduğumuz, üzerine parklar kondurduğumuz o kıyılar, aslında denizin bizden çaldıklarını sakladığı birer kiler gibidir. Maltepe’deki o genç adam, sadece akıntıya değil, bizim o korkunç kayıtsızlığımıza da yenik düştü.
Asıl sarsıcı olan an neydi biliyor musunuz? Sağlık ekipleri kıyıda o cansız bedene müdahale ederken, elli metre ötedeki bir bankta oturan çiftin, hiçbir şey olmamış gibi dondurmalarını yemeye devam etmesiydi. Ölüm, o an orada bir 'olay' değil, sadece bir 'manzara bozukluğu' muamelesi gördü. İşte modern insanın trajedisi tam olarak bu noktada başlıyor.
Bir annenin evladını beklediği o akşam yemeği masası artık sonsuza dek eksik kalacak. Bir ayakkabı, bir havlu, belki bir anahtarlık sahil kenarında sahipsiz birer anı olarak bekliyor. Biz ise yarın yine aynı sahile gideceğiz, yine aynı denize bakacağız ve sanki o sular hiç can almamış gibi davranacağız.
Deniz suçlu değil, o sadece doğasının gereğini yapıyor; asıl suçlu, denizi bir oyun parkı, ölümü ise bir istatistik sanan bizleriz. Maltepe’nin o serin sularında dün sadece bir genç boğulmadı. Bizim insani hassasiyetlerimiz, empati yeteneğimiz ve komşumuzun acısına duyduğumuz o kadim saygı da aynı dalgaların arasında kaybolup gitti.
Şimdi o kıyı şeridinde yürürken rüzgârın sesini iyi dinleyin. Belki de o ses, sadece rüzgârın değil, suyun altında kalan o son nefesin yankısıdır. Bir dahaki sefere denize baktığınızda, onun sadece bir 'manzara' olmadığını, bazen geri dönüşü olmayan bir yolculuğun kapısı olduğunu hatırlayın.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.