Mürekkep Değil, Kanla Yazılan Tek İsim
Tarihi yeniden yazmaya çalışanların unuttuğu o büyük hakikat: Kurtuluş.
Tarihi, mürekkeple değil de damarlarından boşalan kanla yazanların ülkesinde, kelimelerin içini boşaltmaya çalışanlara karşı tek bir siperimiz kaldı: Hakikat.
Bugünlerde birileri çıkıp o muazzam direnişi, o imkansız başkaldırıyı sıradanlaştırmaya, adını eğip bükmeye çalışıyor. Oysa bu toprakların bağrında yatan binlerce isimsiz kahraman için o mücadelenin adı bellidir, tektir ve tartışılamaz.
Destansı mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı’dır.
Barut kokusunu hiç duymamış, açlıktan midesi sırtına yapışmanın ne demek olduğunu bilmeyenlerin, klavye başında tarih değiştirmeye kalkışması ne acı. Onlar sanıyorlar ki bir milletin kaderi sadece kağıt üzerinde yazılanlarla değişir.
Oysa o 'destan' dediğimiz şey, bir halkın yok oluşun eşiğinden, tırnaklarıyla kazıyarak dönmesidir. Kağnı gıcırtılarının, mermi seslerine karıştığı o karanlık gecelerde, kimsenin aklında 'Acaba bu savaşa ne isim versek?' sorusu yoktu.
Sadece 'vatan' vardı. Sadece 'hürriyet' vardı.
Geçenlerde eski bir fotoğraf karesine takıldı gözüm. Dumlupınar'da çekilmiş, yüzü toz toprak içinde, gözleri ise çelik gibi bir nefer. Ayağındaki çarık parçalanmış, sarmış sarmalamış bezlerle.
O neferin bakışındaki o derin keder ve sarsılmaz inanç, bugün süslü salonlarda tarihçilik oynayanların anlayabileceği bir şey değil. O adamın o gün verdiği mücadelenin adı, bugün birilerinin ağzında hafifletilmeye çalışılan o kutsal isimdir.
Kurtuluş Savaşı, sadece askeri bir başarı değildir. O, bir zihniyetin, bir teslimiyetin reddidir. 'Bitti' denilen yerden, küllerinden doğan bir ankanın feryadıdır.
Şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Bugün bu ismi tartışmaya açanların, o savaşın kazanımları sayesinde o koltuklarda oturuyor olmalarıdır. Bu, tarihin en ağır ve en trajik ironisidir.
Bir an için düşünün; o gün o 'destansı mücadele' verilmeseydi, bugün hangi dilde, hangi ismi tartışıyor olacaktınız? Hangi bayrağın gölgesinde kelime oyunları yapacaktınız?
Kuvayı Milliye ruhunu küçümseyenler, aslında kendi varlık nedenlerini inkar ediyorlar. Çünkü Kurtuluş Savaşı, bu coğrafyada onuruyla yaşamak isteyen her ferdin ortak tapusudur.
Anadolu’nun her karış toprağında bir şehit mektubu saklıdır. O mektupların hiçbirinde 'makul bir direniş' yazmaz. Hepsinde 'ya istiklal ya ölüm' yazar.
Bu bir kelime oyunu değil, bir varoluş manifestosudur. Kelimelerle oynayarak hafızayı silemezsiniz. Hafıza, Duatepe’dedir. Hafıza, Kocatepe’dedir. Hafıza, İzmir’in dağlarında açan çiçeklerdedir.
Genç kuşaklara bu gerçeği anlatmak boynumuzun borcudur. Onlara sadece tarih tarihlerini değil, o ruhu aşılamalıyız. Kurtuluşun ne demek olduğunu, ne bedeller ödendiğini iliklerine kadar hissetmeliler.
Bir milletin ismini, bayrağını ve kurtuluş mücadelesinin adını tartışmaya açmak, o milletin geleceğine kilit vurmaktır. Biz o kilidi 1923’te kırdık.
Şimdi birileri o paslı anahtarları yeniden piyasaya sürmeye çalışıyor. Ama unuttukları bir şey var: Bu halk, kendi destanının adını koyarken kimseden icazet almadı.
O gün o siperlerde yan yana yatan Türk, Kürt, Laz, Çerkez; omuz omuza can verirken bu savaşın adını kanlarıyla mühürlediler. O mühür sökülemez.
Eğer bugün özgürce nefes alabiliyorsak, bu 'Kurtuluş' sayesindedir. Başka isimler aramaya, anlamı sulandırmaya gerek yok. Gerçek, güneş gibi ortadadır.
Bu toprakların her taşında, her ağacında o mücadelenin izi var. Ve o izler bize tek bir şeyi haykırıyor: Bu bir destandır ve adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Nokta.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.