Şifanın Rengini Kim Çaldı?
Sofradaki o kehribar rengi meğer bir kimya laboratuvarı artığıymış.
Mutfaktaki o cam şişe aslında bir ecza dolabı değil, bir suç mahalliymiş.
Yıllardır salatamıza damlattığımız, sabahları 'şifa' niyetine suyla karıştırıp içtiğimiz o keskin koku, meğer bir devasa aldatmacanın maskesiymiş. Sözcü’nün haberiyle sarsıldık: Ünlü bir markanın sirkeleri boyalı çıktı. Sadece boya da değil; bir güvenin, bir geleneğin, bir sağlığın rengini değiştirmişler.
Biz onu 'doğal' diye aldık, 'organik' diye raflardan seçtik. Oysa şişenin içindeki o kehribar rengi, fermantasyonun sabrından değil, bir kimyagerin tüpünden geliyormuş. Elmanın, üzümün o asil rengini taklit etmek için boyaya sarılmışlar.
İnsan sormadan edemiyor: Bir toplumun en temel gıdasına göz dikmek nasıl bir vicdanın ürünüdür? Sirke dediğin, Anadolu’nun bin yıllık mirasıdır. Annelerimizin temizlikten turşuya, ateş düşürmekten yarayı dezenfekte etmeye kadar her derde deva gördüğü o kutsal sıvı, şimdi bir kâr hırsının kurbanı oldu.
O an, mutfak tezgahının üzerinde duran o şişeye bakarken, geçen ay ateşler içinde yanan oğlumun alnına bu sirkeyle kompres yaptığımı hatırladım. Şifa olsun diye sürdüğüm o sıvı, meğer bir boya yığınıymış. Ellerim titredi. Bir ebeveynin en saf niyetini, çocuğunu koruma içgüdüsünü bile kirletmişlerdi. O şişeyi alıp lavaboya dökerken akan rengin yapaylığı, içimdeki o derin hayal kırıklığının resmiydi.
Asıl acı olan ne biliyor musunuz? Biz bu markalara sadece para vermiyoruz. Biz onlara sağlığımızı emanet ediyoruz. 'Markadır, iyidir' diyoruz. 'Pahalıysa kalitelidir' diyoruz. Ama görüyoruz ki, etiketin üzerindeki o yaldızlı harfler, içindeki sahtekarlığı örtmeye yetmiyor.
Boya... Sirkede boya ne arar? Elmanın, üzümün kendi rengi yetmedi mi? Yoksa o kadar az meyve, o kadar çok kimyasal kullandınız ki, rengi tutturmak için boyaya mı muhtaç kaldınız? Bu sadece bir gıda skandalı değil, bu bir toplumsal ahlak çöküşüdür.
Marka ismini saklıyorlar, 'ünlü bir marka' diyorlar. Neden? Tüketicinin bilmeye hakkı yok mu? Yarın yine o şişeyi rafta gördüğümüzde hangisinin zehir, hangisinin şifa olduğunu nasıl anlayacağız? Devletin denetim mekanizması sadece 'ceza kestik' demekle yetinmemeli. İfşa etmeli, teşhir etmeli, o sahte şişeleri meydanlara dizmeli ki kimse bir daha cesaret edemesin.
Düşünsenize, diyet yapan bir genç kız, kolesterolünü düşürmeye çalışan bir emekli, her sabah o boyalı sıvıyı yudumluyor. Vücuduna iyilik yaptığını sanırken, aslında karaciğerini bir boya kovasına çeviriyor. Bu bir cinayete teşebbüs değil de nedir?
Bir an durup mutfağımdaki o şişeye baktım. Parlak etiketine, güven veren adına... Sonra o şişeyi çöpe attım. Ama içimdeki o 'aldatılmışlık' hissini çöpe atamadım. Biz ne ara bu kadar kirlendik? Sirkenin bile boyandığı bir dünyada, hangi beyazdan, hangi temizlikten bahsedeceğiz?
Bundan sonra market rafları benim için birer mayın tarlası. Her etiketin arkasında bir yalan, her parıltının altında bir hile arayacağım. Çünkü biliyorum ki, bu sistemde dürüstlük en pahalı lüks, sahtekarlık ise en ucuz hammadde haline gelmiş.
Şifa niyetine zehir içtiğimiz bu günlerde, tek sığınağımız yine kendi ellerimizle yaptıklarımız olacak gibi görünüyor. Belki de o eski kavanozları çıkarma, elmayı, üzümü kendi suyunda bekletme vakti gelmiştir. Çünkü boyasız bir hayat, artık ancak kendi mutfağımızda mümkün.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.