Sorumluluğun Ağırlığı ve Masadakiler
Kamuda 'sadeleşme' masalları ve sorumluluk denilen o ağır yük
Aksaray’daki o bodrum katında, sıvası dökülmüş duvarların arasında Meryem Abla’nın tırnaklarındaki kireç izlerini gördüm geçen hafta. Şehir hastanesinin temizlik kadrosuna geçebilmek için iki yıldır kapı kapı dolaşıyor; elinde kırışmış dilekçeler, sırtında beş kat giysiyle Üsküdar’ın ayazında otobüs bekliyor. Meryem Abla kadrolu değil, taşeron değil, adına bilmem ne statüsü denilen, devletin o tuhaf gri boşluğunda yaşayan beş milyon insandan sadece biri. Onun yaptığı işin zorluk derecesini masada oturanlar hiçbir zaman parmak uçlarında hissetmedi.
Şimdi Ankara’da yeni bir masa kuruldu; adına 'kamu personel rejiminde sadeleşme' diyorlar. Beş buçuk milyon insanın hayatını, üç harfli genelgelere ve yetki-sorululuk matrislerine sıkıştıracaklar. Görev ve sorumluluk esasına dayalı yeni bir modelmiş. Meryem Abla’nın hastane koridorlarında sildiği kanın, sabaha karşı yediği fırçanın, asgari ücretin bile altına denk gelen o güvencesiz saatlerin hangi 'yetki ve sorumluluk düzeyine' karşılık geldiğini kim hesaplayacak acaba.
Sistem sadeleşmiyor; sadece eşitsizlik daha kibar bir dille kodlanıyor.
Bürokrasinin en üst katında, kaloriferli odalarda hazırlanan bu cümleler, sokaktaki insanın hayatına bıçak gibi saplanıyor. 'Etkinlik' ve 'performans' dedikleri şey, en alttakinin sırtına biraz daha yük bindirmekten başka bir anlama gelmiyor. Kimse kimsenin ne kadar çalıştığıyla ilgilenmiyor; asıl mesele, bu devasa çarkın altındaki insanları birbirine kırdırarak düzeni korumak.
Meryem Abla o otobüs duragında, elindeki simidi ikiye bölerken hâlâ Ankara’dan gelecek iyi bir haber bekliyor. Bilmiyor ki, o masalarda onun adı sadece bir maliyet kalemi.
Ayşe Tunç
Diyarbakır doğumlu, İstanbul'da yaşıyor. Üç çocuk annesi, üniversitede ders veriyor.