İki Dudak Arasındaki Uçurum
Özürlerin yetmediği, sadakatin ise korkuyla takas edildiği o yeşil sahanın kirli yüzü.
Soyunma odasının o ağır, rutubetli havasını bilirsiniz; hani ter kokusuyla karışan o keskin merhem kokusu genzinizi yakar da, dışarıdaki yağmurun sesi beton duvarlarda yankılanırken kimse konuşmaya cesaret edemez. Kramponların beton zeminde çıkardığı o ritmik 'tık tık' sesleri, sanki yaklaşan bir infazın geri sayımı gibidir ve siz sadece hocanın gözlerinin içine bakarsınız. O an, sizin bütün geleceğiniz, o gün sahada ter döküp dökmeyeceğiniz, hatta belki de hayatınızın geri kalanında kim olacağınız, o adamın iki dudağının arasından çıkacak tek bir kelimeye bağlıdır. Güç budur işte; birinin varlığını tek bir cümleyle kutsamak ya da onu yokluğa mahkûm etmek.
UEFA’nın perşembe günü yaptığı o sert açıklama önüme düştüğünde, aklıma gelen ilk şey o soğuk sessizlik oldu. FIFA Başkanı Infantino özür dilemiş, bir şeyler söylemiş ama UEFA diyor ki: "Kariyerleri onun iki dudağı arasında olan insanların onunla aynı fikirde olması hiçbir şeyi değiştirmez." Ne kadar çıplak, ne kadar sert bir hakikat. Futbolun o devasa, hantal ve kibirli koridorlarında bir özür, patlamış bir topun üzerine yama yapmaya benzer. Hava kaçırmaya devam eder o top, dikiş tutmaz, sadece günü kurtardığınızı sanırsınız. Gücü elinde tutan adamın etrafındaki o kalabalık koro, aslında sadece kendi sonlarını geciktirmek için aynı notadan şarkı söyleyen korkaklardan ibarettir.
19 yaşındaydım, Florya’nın o meşhur çamurlu sahasında dizim döndüğünde, acıdan çok o sessizliği hatırlıyorum. Kulüp doktorunun yanıma gelip, dizime dokunurken kafasını iki yana salladığı o an, Infantino’nun bugün dağıttığı o sahte gülücüklerden çok daha dürüsttü. O gün o doktorun gözlerinde gördüğüm o "artık işimize yaramazsın" bakışı, hayatım boyunca aldığım en net mesajdı. Kimse özür dilemedi, kimse teselli etmeye çalışmadı; sadece bitti. Sistemin çarkları arasına sıkışan bir kemik parçasının, o koca makineyi durduramayacağını o gün anladım.
Sadakat, korkuyla beslendiğinde adına profesyonellik diyorlar şimdi. Bir koltukta oturabilmek için ruhunu o koltuğun döşemesine hibe eden adamların kurduğu bu düzende, özürlerin hiçbir hükmü yok. Çünkü gerçek bir özür, bir şeyleri tamir etmek için dilenir; oysa bu adamlar sadece bozdukları düzenin içinde kendilerine yeni bir oyun alanı açmaya çalışıyorlar. UEFA’nın boykotu sürecekmiş, varsın sürsün. Yukarıda devler tepişirken, aşağıda o iki dudağın arasından çıkacak kararla hayatı kararan binlerce çocuk hâlâ o çamurlu sahalarda mucize bekliyor.
Işıklar söndüğünde ve o devasa arenalar boşaldığında, geriye sadece o beton koridorlardaki soğuk kalıyor. Bir de patlamış bir topun su birikintisinde yavaşça batışı.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.