Beş Haç, Bir Cehalet ve Komşuluk Hukuku
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır diyorlar ama bazen sadece bir Google aramasıdır.
Kırmızı bir zemin üzerine beyaz haçları görünce, kendisini bir anda Malazgirt Ovası’nda Bizans ordusuna karşı kılıç sallarken hayal etmiş olmalı. Başka türlü, kapı komşumuz Gürcistan’ın bayrağını görüp “Haçlı sancağı bu!” diye feryat etmenin mantıklı bir izahı bulunamaz.
Olay trajikomik değil, sadece trajik. Bir siyasetçinin, üstelik “milli” hassasiyetleri temsil ettiğini iddia eden bir ismin, sınırımızdaki devletin sembolünden bu kadar bihaber olması insanın içini sızlatıyor.
Sanırsınız ki Haçlı Seferleri yeniden başlamış, I. Richard limana demir atmış, Kudüs yolunda bizim belediyenin önünden geçiyor. Oysa altı üstü bir bayrak bu; bin yıldır orada duran, kültürüyle, tarihiyle iç içe geçtiğimiz bir halkın onuru.
Cehalet, en büyük düşmanımızdır derken mübalağa etmiyorduk. Ama cehaletin bu kadar özgüvenli olanı, işte o gerçekten tehlikeli. Bilmemek ayıp değil, sormamak da değil; asıl ayıp, bilmediğin şeyi kutsal bir öfkeyle taşlamaya kalkmak.
Gürcistan bayrağındaki o beş haç, Aziz George’u temsil eder. 14. yüzyıldan beri oradadırlar. Bizimkiler ise muhtemelen televizyondaki tarihi dizilerin etkisinden çıkamadıkları için, gördükleri her artı işaretini bir istila provası sanıyorlar.
Burada asıl üzücü olan ne biliyor musunuz? O bayrağa bakarken duyulan o kontrolsüz, temelsiz nefret. Bir sembolü anlamaya çalışmak yerine, onu hemen bir düşmanlık nesnesine dönüştürme hızı.
Düşünün ki bu kafa, yarın öbür gün uluslararası bir protokol masasına oturacak. Karşısındakinin kravatındaki deseni görse “Vay efendim bu Mason işareti!” diye masayı devirecek bir potansiyel var orada. Bu vizyonsuzlukla hangi dış politikayı, hangi stratejiyi yürüteceksiniz?
Bir an durup düşündüm: Acaba o bayrağın ait olduğu ülkenin insanları bu haberi okuyunca ne hissetti? Komşusunun, kendi onurunu “Haçlı paçavrası” sanan bir zihniyetle yönetildiğini görmek ne kadar kırıcı, ne kadar aşağılayıcıdır.
Siyaset, sadece slogan atmak veya hamaset yapmak değildir. Siyaset, dünyayı okuma sanatıdır. Haritayı bilmeden, bayrağı tanımadan, komşunun hukukunu gözetmeden yapılan siyaset, ancak bir mahalle kahvesinde gürültü çıkarmaya yarar.
Belki de belediye binalarının girişine büyük bir dünya haritası asmanın vakti gelmiştir. Üzerine de kalın harflerle not düşmeli: “Dikkat, her haç Haçlı Seferi değildir, her kırmızı-beyaz da sadece bize ait değildir.”
Gerçekten şaşırdığım nokta ise şu: Etrafındaki bir Allah’ın kulu da çıkıp “Başkanım, o Gürcistan bayrağı, yapmayın etmeyin” dememiş mi? Yoksa onlar da mı aynı hayal aleminde, aynı tarihi dizinin setinde yaşıyorlar?
Kendi cehaletimizi “vatanseverlik” ambalajına sarıp piyasaya sürdüğümüz sürece, gerçek dünyadan kopmaya devam edeceğiz. Ve biz o hayali cenk meydanlarında kılıç sallarken, dünya bize sadece acıyarak bakmaya devam edecek.
Cehalet örgütlü bir hal aldığında, gerçeklik sadece bir ayrıntıya dönüşür. Yazık ki, o ayrıntıların içinde komşuluk hukukumuz da, devlet ciddiyetimiz de eriyip gidiyor.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.