Sıfır Atık, Sıfır Vicdan
Kıyı şeridini betonla boğanların deniz temizliği masalı.
Denizi temizlemekten bahsedenlerin tek amacı, kirlettikleri kıyıları bir sonraki ranta hazırlamaktır.
Bakan Kurum, kıyılarda sıfır atık uygulamalarını yaygınlaştıracaklarını ilan etti. Manşetler parlıyor, grafikler çiziliyor. Sanki denizdeki kirlilik, birinin sahilde unuttuğu plastik şişeden ibaretmiş gibi davranılıyor. Oysa denizin asıl atığı, o kıyıları devasa şantiyelere çeviren, imar planlarını birer tapu senedi gibi dağıtan zihniyetin kendisidir.
Üç büyük gazeteden kovulduğumda, masamdaki eşyaları bir koliye sığdırmam beş dakikamı bile almamıştı; şimdi ise koskoca bir kıyı şeridinin nasıl bir koliye sığdırılıp peşkeş çekildiğini izliyorum. Bu, sadece bir çevre politikası değil, bir alan temizliği operasyonudur.
Sıfır atık demek, kıyıdaki tüm muhalif sesleri, tüm doğal dokuyu ve tüm hafızayı sıfırlamak demektir. Denize sıfır bir otelin balkonundan bakınca, denizin üzerindeki o plastik şişeyi temizlemek kolaydır. Zor olan, o otelin oraya nasıl dikildiğini sorgulamaktır. Bakanın vizyonu, denizi bir atık alanı olarak değil, bir yatırım portföyü olarak görüyor.
Demokrasi, tıpkı kıyı şeridi gibi parsel parsel satıldı. İnsanlar, sahilin temizlenmesiyle ilgilenirken, o sahilin kime ait olduğu gerçeğini unuttu. Sıfır atık sloganı, devasa bir çöp yığınının üzerini örten ipek bir örtüden başka bir şey değildir. Altında ne mi var? Yıkılmış bir hukuk düzeni ve betonlaşmış bir gelecek.
Kıyıları halka kapatanlar, şimdi halka temizlik sözü veriyor. Bu, hırsızın ev sahibine kapıyı kilitlemesini hatırlatması gibidir. Medya bu yalanı alkışlıyor, kamuoyu ise temiz bir sahil hayaliyle uyutuluyor. Gerçek kirlilik, denizde değil, o kararları alan masalarda birikiyor.
Işıkları kapatın, deniz kendi kendini temizler.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.