Freni Patlak Düzenin Yolcuları
Menderes’te iki can gitti, sistem yine yerinde ağır ağır ilerliyor.
Türkiye’de ölüm, istatistik kurumunun verilerini güncellemekten başka hiçbir işe yaramayan teknik bir arızadır.
İzmir Menderes’te bir otobüs bir otomobili biçti. İki ölü, bir yaralı. Gazetelerin iç sayfalarında, reklam aralarındaki o soğuk alt yazılarda kendine yer bulabilen sıradan bir trajedi. Biz bu trajediyi sadece bir trafik kazası olarak okuyoruz. Yanılıyoruz. O otobüs, kontrolsüz gücün, denetimsiz hiyerarşinin ve "ben büyüğüm, yol benimdir" diyen o hantal bürokrasinin asfalta yansımasıdır. Otomobil ise o devasa gövdenin karşısında savunmasız kalan bireydir. Hakları, özgürlükleri ve yaşamı bir metal yığını gibi ezilen vatandaştır.
Menderes’teki asfaltın üzerindeki o kan izleri, sadece bir dikkatsizliğin sonucu değil. O izler, yıllardır biriken liyakatsizliğin, "hallederiz"ci zihniyetin ve denetimden kaçanların bıraktığı imzalardır. Belediye otobüsü dediğin şey, kamunun malıdır. Halkı taşımak için vardır. Ama bizde kamu gücü, halkı korumak yerine onun üzerinden geçmeyi bir alışkanlık haline getirdi. Direksiyonun başındaki adamın yorgunluğu, o aracı oraya sürenlerin umurunda değil. Onlar için önemli olan, seferin tamamlanması ve kasanın dolmasıdır. Yolun ortasındaki o küçük otomobilin içindeki hayatlar, bu büyük çarkın dişlileri arasında ezilmeye mahkum birer detaydır.
Haber merkezlerinde bu tür olaylar "sayfa doldurucu" olarak görülür. Editörler, ölü sayısına bakar. İki ölü mü? Küçük bir kutu yeter. On ölü olsaydı belki manşetin altı. İnsan hayatının kıymeti, haberin kapladığı santimetrekare ile ölçülür hale geldi. Bu, sadece medyanın değil, toplumun da ahlaki bir çöküşüdür. Güçlünün zayıfı ezdiği her an, aslında o otobüs o otomobile bir kez daha çarpıyor. Siyasette de böyle. Büyük partiler küçükleri yutar. Büyük sermaye esnafı bitirir. Büyük sesler, hakikatin o ince ve cılız sesini gürültüyle bastırır. Biz de kenardan izleriz.
İkinci kovuluşumda, patronun odasından çıkarken "Gerçekleri yazarsan aç kalırsın" demişler
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.