Sürüklenen Panelvan ve Sabit Koltuklar
Giresun'da kaybolan iki can, aslında liyakatin çoktan boğulduğunun resmidir.
Demokrasi, Giresun'da azgın sulara kapılan o beyaz panelvandan daha güvenli bir araç değildir.
Her şey kâğıt üzerinde kusursuz görünür. Planlar yapılır, bütçeler ayrılır, kurdeleler büyük bir iştahla kesilir. Ama su yükseldiğinde, o görkemli devlet aygıtının aslında ne kadar hafif olduğunu anlarsınız. İki kişi kayıp. Giresun’un o dik yamaçlarından aşağı süzülen sadece yağmur suyu değildir. Oraya dökülen kalitesiz betonun, liyakatsiz kadroların ve doğayı dize getirebileceğini sanan o meşhur kibrin tortusudur bu.
Siyasetçiler şimdi taziye mesajları yayımlayacak. Sosyal medya ekipleri en hüzünlü fontları seçecek. "Doğal afet" diyecekler. "Takdir-i ilahi" diyecekler. O dere yatağına o yolu yapanın, o menfezi dar tutanın bir adı, bir imzası, bir makamı var. Bizde makamlar sadece yetki kullanmak içindir. Sorumluluk almak bu coğrafyanın fıtratında yok.
Medya ise olayı bir doğa olayı gibi sunmaya bayılır. Gök delindi, sular coştu, dere taştı. Sanki o yolu oraya tabiat ana yapmış gibi bir hava estirirler. Kimse çıkıp da bu yolun neden çöktüğünü, o aracın neden dereye uçtuğunu sormaz. Sorsalar, reklam gelirleri kesilir. Sorsalar, bir sonraki uçağa alınmazlar. Sorsalar, benim gibi üç farklı binadan eşyalarını kolileyip çıkmak zorunda kalırlar.
İlk kovulduğum gazetede genel yayın yönetmeni, "Can, çok sert giriyorsun, biraz esne" demişti. Esneyemedim. Esneyen köprülerin, çöken yolların altında kalanların vebali benim boynuma değil, o esnekliği liyakat sananların boynunadır. Gazetecilik, suyun akışına göre yön değiştirmek değil, o suyun neden yanlış yere aktığını söylemektir.
Ankara’nın klimalı odalarında, deri koltukların üzerinde memleket kurtaranların, ihaleleri kime vereceğini hesaplarken unuttuğu o ince hesap hatası, bugün Giresun’un hırçın sularında iki canın peşine düşmüş, betonun kalitesinden çalınan her kuruşun, mühendislikten feragat edilen her kararın ve doğaya karşı kazanılacağı sanılan her zaferin bedelini yine o direksiyon başındaki çaresiz adama ödetmiştir.
Güç, doğa karşısında çıplaktır. Siyaset ise bu çıplaklığı örtmek için kullanılan pahalı bir kumaştan ibarettir. Kumaş ıslanıyor. Altındaki çürüme görünüyor.
Sorumluluk bu ülkede her zaman sahipsiz bir cenazedir.
Giresun'da aranan o iki kişi, aslında kaybolan devlet ciddiyetidir.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.