Büyük Operasyonların Küçük Hakikatleri
Yirmi iki ilde yakalanan elli dokuz kişi rejimi kurtarmıyor, sadece saat kazandırıyor.
Ankara'daki bir ofiste kahvesini yudumlayan genel yayın yönetmenine o haber metnini ilettiklerinde adamın yüzünde patlayan rahatlama ifadesi, ülkenin tüm güvenlik bürokrasisinin başarısından daha çok şey anlatıyordu. İçişleri Bakanlığı’nın yirmi iki ilde DEAŞ’a karşı düzenlediği ve elli dokuz şüphelinin yakalandığı operasyonun haberleri ekranlara düşer düşmez, herkes ellerini ovuşturmaya başladı. Propaganda var, finansman var, dijital materyal var. Her şey yerli yerinde ve tıkır tıkır işleyen bir devlet mekanizması görüntüsü veriyor.
Üçüncü gazetemden kapı dışarı edildiğim gün, bu bültenlerin nasıl bir titizlikle 'gündem değiştirmek' için tasarlandığını en ucuz maliyetle öğrenmiştim. O yüzden kimse bana bu elli dokuz kişinin yakalanmasının yapısal bir dönüşümün parçası olduğunu söylemeye kalkmasın. Örgütle iltisaklı sözde yardım kuruluşları yıllardır aynı adreslerde faaliyet yürütürken, sosyal medya üzerinden yapılan propagandanın IP adresleri zaten yıllardır emniyetin arşivindeydi. Operasyonun zamanlaması, suçun kendisinden her zaman daha ağır basar bu coğrafyada.
Güç dediğiniz şey, sürekli olarak kendi yarattığı krizleri yine kendi ürettiği operasyonlarla yönetme becerisinden ibarettir. Yirmi iki ilde aynı anda düğmeye basılabilmesi devasa bir lojistik güç gösterisidir, evet. Ancak aynı devlet aklı, bu hücrelerin bu kadar büyümesine ve finans ağlarını bu denli örmesine yıllarca göz yumduğunun hesabını vermez. Suçlular yakalanır, kameralar çalışır, ajanslar son dakika geçer ve herkes evine huzur içinde döner. Kimse bu insanların buraya nasıl geldiğini sormaz.
Sabah kahveleri içilirken ekranda parlayan rakamlar, aslında çökmekte olan bir sistemin makyaj malzemesidir. Elli dokuz kişi gözaltına alındı diye ne sınırlarımız kevgir olmaktan çıkıyor ne de radikalizm bütçeleri buharlaşıyor. Sadece yarınki manşetler kurtarılıyor.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.