Yanlış Pedalın Meşruiyeti
Bartın'daki bir kaza üzerinden Türkiye'nin bitmek bilmeyen kontrol illüzyonuna dair bir bakış.
Demokrasi, yanlış pedala basanların yarattığı bir enkaz yığınıdır.
Bartın’da bir sürücü markete girmiş. Park etmeye çalışırken fren yerine gaza basmış. Güvenlik kamerası görüntülerini izledim; o kararlılık, o hız, o hedefe kilitlenme hali bana çok tanıdık geldi. Bu sadece bir trafik kazası değil, bu bir yönetim biçimidir.
Bizde güç, durmayı bilmemektir. Koltuğa oturan herkes, o makamı sonsuz bir hız pisti zannediyor. Freni zayıflık, durmayı ise mağlubiyet olarak kodlamış bir siyasi genetiğimiz var. Marketin camını indiren o sürücü ile memleketin kurumlarını hallaç pamuğu gibi atan siyasetçi arasında hiçbir fark yok.
İkisi de aslında park etmek istiyordu. İkisi de en iyisini kendisinin yapacağını iddia ederek direksiyona geçti. Sonuç; darmadağın olmuş raflar ve neye uğradığını şaşırmış bir kalabalık.
Seçim meydanlarında en yüksek perdeden bağıranın en haklı sayıldığı, liyakatin yerini sadakate bıraktığı, her yeni gelenin bir öncekini devirmek için vites kutusunu parçaladığı ve nihayetinde o kaçınılmaz çarpışma anı geldiğinde faturanın her zaman içeride sessizce ekmek almayı bekleyenlere kesildiği bu sistemde, kimsenin ayağını pedaldan çekmeye niyeti yok.
Üçüncü gazetemden kovulduğum gün genel yayın yönetmenine gazla freni karıştırıyorsun demiştim, o günden beri haklı çıkmanın verdiği o kuru ve tatsız gururla yaşıyorum.
Siyasetçilerimiz de böyle. Ekonomi yokuş aşağı giderken gaza basıyorlar. Adalet sistemi market rafı gibi devrilirken vites yükseltiyorlar. Cam kırılıyor, çerçeve iniyor ama suçlu hep o beklenmedik mekanik arıza oluyor. Kimse ben kullanmayı bilmiyorum demiyor.
Halk ise o marketin içindeki müşteri gibi. Sadece hayatına devam etmek istiyor. Sessizce sırasını bekliyor. Sonra aniden bir otomobil içeri dalıyor. Şans eseri yaralanan olmuyor ama herkesin huzuru o cam kırıkları arasında kalıyor.
Gücü elinde tutanların en büyük trajedisi budur. Duracakları yeri bilmedikleri için, her zaman bir vitrinin içinde dururlar.
Ceketi düzeltip araçtan inmek yetmiyor.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.