Çöpün Mahremiyeti ve 800 Gözlü Şehir
Artık en kirli sırlarımız bile yüksek çözünürlüklü birer kanıt.
Poşetin ağzını sıkıca bağladığınızda, dünyanın geri kalanıyla bağınızı kestiğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O siyah naylonun içine tıktığınız her şey; bitiremediğiniz akşam yemeği, ödenmemiş faturalar, eski sevgiliden kalan mektuplar ya da gizlice yediğiniz o ağır tatlının paketi... Hepsi artık birer suç mahalli objesi.
Belediye duyurdu: Atık denetimi için tam 800 kamera şehre yayılıyor. Çöp konteynerleri artık sadece atıkların toplandığı birer metal yığını değil, mahallenin en sadık ve en rontgenci bekçileri.
Modern insanın son kalesi çöplüğüydü. Kapıyı kapattığımızda dışarıya sızmayan ne varsa, bir poşete doldurup karanlığa bıraktığımızda yok olduğunu varsayırdık. Şimdi o karanlığın içinde, gece görüşlü bir mercek parlıyor.
Neyin peşindeler? Elbette resmi açıklama net: Moloz dökenleri yakalamak, zamansız atılan çöpleri engellemek, çevreyi korumak. Kağıt üzerinde her şey ne kadar steril, ne kadar toplum yararına değil mi?
Ancak mesele sadece bir moloz çuvalı değil. Mesele, gözetlenmenin artık sokağın ortasından geçip, hayatımızın en kirli, en mahrem detaylarına kadar sızmış olması. Bir insanın çöpüne bakarak onun hakkında bir istihbarat raporundan daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Geçen gün bir konteynerin başında durup, elindeki poşeti atmadan önce etrafına bakınan bir amca gördüm. Suçlu gibiydi. Sanki elindeki çöp değil de, bir devlet sırrıydı. Kamerayı fark etti mi bilmem ama o tereddüt, yeni çağın ruh halidir.
İşte tam o an, ekranın diğer tarafındaki memuru düşündüm. Önündeki dev ekranda 800 farklı çöplüğü izleyen o adamı. Hayatın en saf, en filtrelisiz halini izliyor. Kimse kameraya güzel görünmek için çöp atmaz. Orada her şey çıplaktır.
Bir gece yarısı, o kameralardan birine yansıyan bir görüntü takıldı aklıma. Şık bir semtte, pahalı bir sitenin önündeki konteyner. Kameranın yüksek çözünürlüklü merceği, çöpün içinden bir şeyler ayıklamaya çalışan yedi sekiz yaşlarında bir çocuğu takip ediyor.
Sistem, o çocuğun oraya çöp atmadığını, aksine bir şeyler aldığını kaydediyor. Belki bir ceza kesilmeyecek ona. Ama o yüksek teknolojili, binlerce liralık kamera; bir çocuğun açlığını, 4K kalitesinde merkeze iletiyor. İşte o an, teknolojinin soğukluğu insanın göğsüne bir taş gibi oturuyor.
Biz çevreyi korumak için 800 göz daha ekliyoruz şehre. Ama o gözlerin gördüğü yoksulluğu, çaresizliği ve yalnızlığı düzeltecek bir yazılım henüz icat edilmedi. Sadece kaydediyoruz. Yüksek çözünürlükte, geniş açıyla, her saniye.
Bundan sonra çöpü atarken iki kez düşüneceğiz. Acaba poşet delik mi? Acaba içindeki bir şey beni ele verir mi? Şehir artık dev bir Biri Bizi Gözetliyor evine dönüştü ve en mahrem odamız, sokağın başındaki o gri kutu oldu.
Denetim iyidir, disiplin şehri güzelleştirir derler. Ama her şeyin izlendiği bir yerde, insanın özgürce hata yapma, hatta özgürce 'kirli' olma hakkı bile elinden alınıyor. Çöpümüz bile artık bize ait değil; o artık kamusal bir veri seti.
Güle güle mahremiyet, hoş geldin 800 gözlü yeni dünya. Artık çöplerimiz bile bizden daha dürüst ve hepsi kayıt altında.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.