Gökyüzü Borcunu Ödemeye Geliyor
İstanbul’un beton zırhı, yaklaşan sağanağın hiddeti karşısında yine çaresiz mi kalacak?
Şehrin grileşen silüetine bakarken, gökyüzünün içindeki o uğursuz ağırlığı hissetmemek imkansız. AKOM yine alarm zillerini çaldı; İstanbul’a kuvvetli sağanak geliyor. Sanki şehir, üzerine çöken bu tozlu ve boğucu havayı bir çırpıda yıkayıp atmak ister gibi nefesini tutmuş bekliyor.
Betonun soğuk yüzeyine her damla düştüğünde, alt yapıdaki o kronik tıkanıklığın hikayesi de yeniden yazılmaya başlanacak. Bizler, balkonlardan dökülen sulara bakıp 'yine mi' diye hayıflanırken, şehir kendi kaderiyle baş başa kalacak. Oysa yağmur, bu şehrin en eski ve en sadık misafiridir.
Sokak aralarında çöp poşetleriyle boğuşan esnafın, mazgal ağızlarını elleriyle açmaya çalışan o isimsiz kahramanın çabası, aslında şehrin ayakta kalma mücadelesinin en çıplak halidir. Geçen yılki o ani baskında, bir dükkanın önünde çaresizce suyun yükselişini izleyen yaşlı bir adam görmüştüm. Gözlerinde ne öfke vardı ne de sitem; sadece yılların getirdiği bir kabulleniş. O bakış, şehrin tüm mühendislik hatalarından daha ağırdı.
İşte o an, suyun sadece bir doğa olayı olmadığını, aynı zamanda şehrin ihmal edilmişliklerini su yüzüne çıkaran bir ayna olduğunu anladım. Yağmur yağdığında sadece sokaklar ıslanmıyor; hepimizin unutmaya çalıştığı o eksiklikler, o yarım bırakılmış vaatler de gün yüzüne çıkıyor.
Şimdi yine aynı döngü. Meteorolojinin uyarıları, belediyenin teyakkuz halindeki ekipleri ve akşam trafiğinin o kaçınılmaz kaosu. Hepimiz biliyoruz ki, o gri bulutlar şehrin üzerine çöktüğünde hiçbir plan, hiçbir tedbir, doğanın o dizginlenemez gücü karşısında tam anlamıyla yeterli olmayacak.
Belki de sorun, yağmurun şiddeti değil; bizim bu şehirle kurduğumuz o kırılgan ve savunmasız bağdır. Doğayı betonun altına hapsettikçe, o da kendine kendine bir yol bulup yüzeye çıkmaya yemin etmiş gibi.
Akşam eve dönerken şemsiyenizi sıkı tutun, ama asıl mesele şemsiye değil. Mesele, bu şehrin her damlada kendini yeniden hatırlatması. Belki bu kez, yağmurun getirdiği o soğuk duş, bizi sadece ıslatmakla kalmaz; biraz olsun kendimize getirir.
Yağmur yağsın. Bırakın aksın o sular. Belki ancak o zaman, altındaki kirlerden arınmış bir İstanbul’un özlemini gerçekten duymaya başlarız. Şehir, gökyüzüne olan borcunu bu gece ödeyecek; bizse sadece izleyeceğiz.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.