Turnikelerin Gölgesinde Eğitim
Okul kapılarına dayanan dijital duvarlar, çocukların özgürlüğünü nereye kadar kısıtlayabilir?
Eylül sabahının ilk zilini bekleyen o tanıdık heyecan, bu yıl yerini soğuk bir metalin tıkırtısına bırakacak. Okulun kapısında artık bir bekçi değil, bir algoritma duruyor. Öğrencinin yüzünü tarayan, adımlarını sayan ve içeri girip girmediğini bir veri merkezine raporlayan o turnikeler, sınıfa giden yolu bir güvenlik koridoruna çeviriyor.
Eğitim, özgür düşüncenin yeşerdiği bir bahçe mi, yoksa kontrollü bir tesis mi? Biz, çocukları dört duvar arasına sadece bilgi öğrensinler diye gönderdiğimizi sanıyorduk. Meğer onları, hayatlarının her saniyesinin kayıt altına alındığı bir deney laboratuvarına hazırlıyormuşuz.
Sözcü’nün sayfalarında okuduğum o yeni giriş sistemi, aslında sadece bir güvenlik önlemi değil. Bu, çocukların mahremiyetine ve çocukluklarına atılmış bir imza. Bir çocuğun okula geç kalması bile artık bir 'ihlal' olarak sisteme düşecek. Öğretmenle öğrenci arasındaki o insani bağ, dijital bir denetim mekanizmasının gerisinde kalacak.
Geçtiğimiz gün, eski bir okul binasının önünden geçtim. Kapısında hiçbir teknoloji yoktu, sadece tebeşir tozu kokan bir huzur vardı. Bir çocuk, elinde yırtık bir çanta, koşa koşa sınıfa daldı; arkasından gelen arkadaşı ise kapının önünde durup bir anlığına gökyüzüne baktı. O an, o çocuğun özgürce duraksama lüksü olduğunu fark ettim.
Şimdi ise, o kapıdan girerken bir barkod gibi taranacaklar. Sistemin hata payı, bir çocuğun o günkü mutsuzluğunu veya heyecanını asla anlamayacak. Yazılım, sadece 'girdi' ve 'çıktı' bilir; oysa okul, sadece bir varış noktası değil, bir yoldur.
Teknolojinin hayatımıza girmesine karşı değilim. Ancak eğitim kurumlarını birer yüksek güvenlikli hapishane estetiğiyle donatmak, hangi pedagojik kitabın konusu? Çocuklarımızı korumaya çalışırken, onların hata yapma, geç kalma, hatta bazen sadece okulun bahçesinde amaçsızca vakit geçirme haklarını ellerinden alıyoruz.
Eylül geldiğinde, okul kapılarındaki o metal yığınlarının arkasında kim kalacak? Sadece 'veriler' mi, yoksa kendi kimliğini arayan bireyler mi? Okul, bir takip sistemi değil, bir keşif alanı olmalı. Eğer girişi bir yasak savma törenine çevirirsek, çıkışta nasıl bir nesil beklediğimizi de yeniden düşünmemiz gerekir.
Belki de asıl korkmamız gereken, turnikelerin kilitli olması değil; o kapıdan içeri giren çocukların, artık kendi kararlarını verme yetisinden vazgeçmiş olmasıdır. Zil çalacak, sistem onay verecek ve bizler, birer rakamdan ibaret olan geleceğimizi izlemeye devam edeceğiz.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.