Arşivin Soğuk Nefesi
Biriktirmek, sadece bir hobi değil, bir beka meselesidir.
Erzurum’da bir masanın üzerindeki nesneler. Kibrit kutuları, telefon kartları, pandemi maskeleri. Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök, bunları "yarın lazım olur" diye saklamış.
Sıradan bir istifleme değil bu. Bir hafıza inşası.
Uluslararası ilişkiler de tam olarak böyle yürür. Masanın bir tarafında oturanlar, ellerindeki eski pulları değil, eski hataları ve unutulmuş protokolleri biriktirir.
Cenevre’de, karşımda oturan adamın gülümsediğini hatırlıyorum. Elinde otuz yıl öncesine ait, kimsenin hatırlamadığı bir dipnot vardı. O küçük kâğıt parçası, o gün koca bir krizin yönünü değiştirdi.
Devletler hiçbir şeyi çöpe atmaz. En azından akıllı olanlar.
Eski bir harita, tozlu bir anlaşma metni veya bir salgın döneminden kalan maske. Bunlar sadece nesne değildir. Her biri birer diplomatik mühimmattır.
Koleksiyoncu, zamanın geçişine direnir. Diplomat ise zamanı dondurup ihtiyaç duyduğunda raftan indirir.
Bugün değersiz görünen bir hatıra parası, yarın bir egemenlik kanıtına dönüşebilir. Ya da bir pandemi maskesi, küresel bir tedarik zinciri savaşının en somut delili olarak dosyaya girer.
Strateji, elindekilerin değerini herkes anladığında değil, henüz kimse fark etmemişken onları saklamayı gerektirir.
Geçmişi biriktirmeyenler, geleceği kurgulayamazlar. Sadece başkalarının kurduğu oyunun figüranı olurlar.
Erzurum’daki o odada birikenler aslında birer savunma hattıdır.
İhtiyaç duyulacağı o "yarın" geldiğinde, elinde hiçbir şeyi kalmamış bir ulus, hafızasını kaybetmiş bir devlete benzer.
Elimizdeki bu devasa tozlu arşivi, bir gün gerçekten işe yarayacağına inandığımız için mi tutuyoruz, yoksa sadece boşluktan korktuğumuz için mi?
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.