Görünmez Yarışın Soğuk Matematiği
2028 için Washington koridorlarında perdeler çekildi, fısıltılar başladı.
Washington’da ışıklar hiçbir zaman tamamen sönmez. Sadece perdeler bazen daha sıkı çekilir. Henüz 2028 bir takvim yaprağı bile değil. Ama Demokrat Parti’nin koridorlarında hava çoktan ısınmaya başladı.
Güç, boşluktan nefret eder. Bir koltuk henüz boşalmadan, o koltuğun etrafındaki atmosfer değişir. Fizik kuralları siyasette de geçerlidir. Yerçekimi, en ağır olanı kendine çeker.
Şu an ortada ne bir logo var, ne de bir kürsü. Resmi bir duyuru bekleyenler yanılıyor. Yarış çoktan başladı. Sadece henüz seyirci kabul edilmiyor.
New York’taki BM binasında geçirdiğim yıllarda bu sessizliği çok gördüm. Bir oylamadan aylar önce, kimin kimi destekleyeceği aslında belli olurdu. Salonlara girildiğinde sadece bir tiyatro sergilenirdi. Gerçek, o loş yemek odalarında ve koridor sonlarındaki fısıltılarda saklıydı. Yalan söyleyenleri ve yalan söylediğimi bildiğini bilenleri orada tanıdım.
Demokratlar şimdi o fısıltı aşamasında. Bağışçılar aranıyor. Stratejistler akşam yemeklerinde bir araya geliyor. Potansiyel adaylar, eyalet valileriyle "nezaket" görüşmeleri yapıyor. Bu görüşmelerin hiçbirinde "başkanlık" kelimesi telaffuz edilmiyor. Ama herkes neyin konuşulduğunu biliyor.
Kimse "Ben adayım" demiyor. Ama herkes "Neden olmasın?" sorusunun cevabını arıyor. Bu, görünmez bir satranç tahtası. Hamleler yapılıyor ama taşlar henüz yerinden oynamış gibi görünmüyor. Rakibinizin gözünün içine bakıp gülümsediğiniz, ama zihninizde onun siyasi cenaze törenini planladığınız bir evre bu.
Zamanlama, diplomasinin ve siyasetin en zalim efendisidir. Çok erken çıkarsanız hedef olursunuz. Çok geç kalırsanız treni kaçırırsınız. 2028 için bugün atılan adımlar, aslında birer mayın tarama faaliyeti. Her adım, toprağın sağlamlığını ölçmek için atılıyor.
Yolun temiz olup olmadığını anlamaya çalışıyorlar. Rakiplerin zayıf noktalarını not ediyorlar. Kendi defolarını nasıl örteceklerini planlıyorlar. Bu bir hazırlık değil, bir kuşatma harekatı. Sessiz, derinden ve acımasız.
Beyaz Saray’ı geri almak ya da korumak, sadece bir seçim kazanmak değildir. Bu, bir anlatı inşa etme sürecidir. Ve o anlatının temelleri şu an, kameralar kapalıyken atılıyor. Beton dökülüyor. Kuruması beklenecek.
Görünmez ön seçimler, aslında en dürüst olanlardır. Çünkü burada seçmenlerin duyguları değil, gücün soğuk matematiği konuşur. Kimin ne kadar parası var? Kimin arkasında hangi lobi duruyor? Kimin kaseti, kimin skandalı nerede saklı?
Halk sahneye çıktığında, oyun çoktan kurgulanmış olacak. Biz sadece son perdeyi izleyeceğiz. Alkışlar ve yuhalamalar sonucu değiştirmeyecek. Sadece süsleyecek. Gerçek galip, o akşam yemeğinde son sözü söyleyen olacak.
Siyasetin bu en mahrem aşaması, aynı zamanda en kırılgan olanıdır. Bir yanlış kelime, zamansız bir sızıntı her şeyi bitirebilir. Bu yüzden herkes çok dikkatli. Herkes çok sessiz. Bu sessizlik, bir saygı göstergesi değil, bir hayatta kalma stratejisi.
Bu sessizlikte biriken enerji, günü geldiğinde patlayacak. O gün geldiğinde, bugünkü hazırlıkların ne kadar hayati olduğu anlaşılacak. Ama o zamana kadar, sadece ayak seslerini dinleyeceğiz. Washington’ın o meşhur parke taşlarında yankılanan, kararlı ve hırslı ayak seslerini.
Güç, sabırlı olanı sever. Ama sabır, her zaman erdem değildir; bazen sadece daha büyük bir darbe indirmek için beklemektir. Şimdi herkes bekliyor. Herkes izliyor. Ve herkes, sıranın kendisine gelip gelmeyeceğini hesaplıyor.
Peki, kapalı kapılar ardında kurulan bu kusursuz planlar, sokağın öngörülemez öfkesiyle karşılaştığında gerçekten ayakta kalabilecek mi?
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.