Beyaz Sayfadaki O Meşhur Butonun Vedası
Google artık size seçenek sunmak değil, kararınızı sizin yerinize vermek istiyor.
İnternete girdiğimizden beri orada duran o bembeyaz boşluk ve altındaki "Google’da Ara" butonu, aslında dijital dünyanın en büyük emniyet kemeriydi. Ne aradığını tam bilmesen de o butona basınca önüne bir açık büfe çıkacağını bilirdin. Şimdi Google o butonu kaldırmayı, bizi doğrudan yapay zekanın kucağına atmayı deniyor.
Bu sadece bir tasarım değişikliği değil; devasa bir iş modelinin can çekişmesi. Google yıllarca bizi bir kütüphaneci gibi raflara yönlendirerek para kazandı. Şimdi ise kütüphaneciliği bırakıp, "Sen zahmet etme, ben kitabı okudum, özeti bu" diyen o çok bilmiş arkadaşa dönüşmek istiyor.
Yapay zeka —yani aslında milyarlarca veriyi üst üste koyup en mantıklı yalanı söyleme sanatı— Google için artık bir tercih değil, bir hayatta kalma meselesi. Çünkü reklam tıklamalarından gelen o tatlı para, insanlar artık doğrudan cevap istediği için eriyip gidiyor.
Bu durum bana Bornova pazarındaki o eski usul peynircileri hatırlatıyor. Eskiden tezgahın önüne gider, beş çeşit tulumu tadar, hangisi damak tadına uyarsa onu tarttırırdın. Seçim senindi, risk senindi. Şimdi ise pazarın girişinde biri eline önceden paketlenmiş bir poşet tutuşturup "En iyisi bu, diğerlerine bakmana gerek yok" diyor gibi. Seçeneklerin ortadan kalktığı yerde, pazarın tadı tuzu kaçar; sadece satıcının insafına kalırsınız.
Google’ın yeni arayüzü de tam olarak bu: Dijital bir paket servis. Size on tane web sitesi linki verip "Hadi seç bakalım" demiyor. Kendi süzgecinden geçirdiği, muhtemelen en çok kâr edeceği cevabı önünüze koyuyor. Biz de o cevabı, sanki mutlak gerçekmiş gibi yutmaya hazırlanıyoruz.
Verimlilik her zaman özgürlük demek değildir. Bazen sadece daha hızlı yönlendirilmek anlamına gelir. Google o meşhur butonunu kaldırırken, aslında bize sunduğu o sahte seçme özgürlüğünü de geri alıyor.
Sonuçta bedava sirke baldan tatlıdır derler ama sirkeyi kimin kurduğuna hiç bakmıyoruz. Yakında arama motoru diye bir şey kalmayacak, sadece bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen devasa birer dijital dadımız olacak. Ve işin kötüsü, bu dadının maaşını biz değil, bize bir şeyler satmak isteyenler ödüyor.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.