Çocukluğun Son Çığlığı: Sokaklarımızda Büyüyen Boşluk
Manisa'dan gelen o haber, sadece bir cinayetin değil, hepimizin ortak vicdanının kanadığını gösteriyor.
On altı yaşındaki Onur, bir daha asla on yedi yaşına giremeyecek; çünkü bir öğleden sonra, bir arkadaşının elindeki bıçak, sadece bir bedeni değil, çocukluğun masumiyetini de kesti attı.
Manisa’nın Yunusemre ilçesinden gelen bu haber, sayfalarca süren istatistiklerden daha ağır, daha keskin. On üç yaşındaki bir çocuğun, arkadaşını hayattan koparacak kadar öfkeyi nerede biriktirdiğini sormak zorundayız.
Sokaklar, parklar ve okul çıkışları artık sadece çocuk seslerine değil, görünmez bir şiddet sarmalına ev sahipliği yapıyor. Bir çocuğun eline bıçak alıp bir başkasına kıyabilmesi, sadece bireysel bir sapma değil; toplumun dokusundaki o derin yırtığın sesidir.
En çok da şunu merak ediyorum: O an, bıçak çekilmeden hemen önce, aralarında geçen son cümle neydi? Belki anlamsız bir tartışma, belki bir güç gösterisi, belki de hiç hatırlanmayacak kadar küçük bir gurur kırıntısı.
Gerçekten sarsıcı olan şu ki; ikisi de henüz çocuktu. Biri toprağa, diğeri ise karanlığa karıştı. Suçun yaşı küçüldükçe, bizim sorumluluğumuzun ağırlığı daha da artıyor.
Sadece polisiye bir vakadan, bir "aranıyor" ilanından ibaret değil bu. Bu, evlerimizde, okullarımızda, ekranlarımızda çocuklara ne anlattığımızın bir aynası. Şiddeti bir çözüm, öfkeyi bir güç sanan bir nesil mi yetiştiriyoruz yoksa onları sahipsiz mi bırakıyoruz?
Korkarım ki, biz yetişkinler kendi kavgalarımızla meşgulken, çocuklar sessizce kendi cehennemlerini kuruyorlar. Onur’un ailesinin yaşadığı acıyı tarif edecek bir kelime henüz icat edilmedi.
O 13 yaşındaki çocuğun, kaçarken arkasında bıraktığı sadece bir arkadaşı değil, kendi geleceğiydi de. Şimdi o da bir yerlerde, muhtemelen korku içinde, yaptığının dehşetiyle baş başa kalmıştır.
Toplum olarak birbirimize daha fazla tahammül edemediğimiz bir çağda, çocuklarımızdan bizden farklı davranmalarını beklemek büyük bir haksızlık. Biz ne kadar öfkeliysek, onlar o kadar yaralı.
Onur’un anısı, sadece bir haber bülteninin alt satırında kalmasın. Bu cinayet, hepimizin kapısını çalan bir uyarıdır.
Eğer bir çocuğu, diğerini öldürecek kadar yalnız bırakmışsak, hepimiz o bıçağın sapından tutmuşuz demektir. Artık durup düşünmenin değil, o bıçağı ellerinden alacak şefkati ve adaleti yeniden inşa etmenin vaktidir.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.