İhale Çarpanları ve Vicdanın Enflasyonu
581 bin liralık işin 2,6 milyona çıkması sadece matematik hatası değil, bir sadakat testidir.
Bir kalem oynatıyorsunuz, rakamlar yer değiştiriyor ve 581 bin liralık bir ihale, sanki sihirli bir değnek değmiş gibi 2,6 milyona fırlıyor. Hızlandırılmış bir enflasyon değil bu; düpedüz bir 'hizmet bedeli' ayarlaması. Eğer bu imza bir CHP’li belediyenin masasında atılsaydı, müfettişler kapıda sabahlamış, manşetler çoktan mürekkebini kurutmuştu bile.
Sistem, dokunulmazlık zırhını giyenlerin hatalarını 'teknik detay' diye yuttururken, muhalif olanın nezle olmasını bile 'hıyanet-i vataniye' gibi sunuyor. Adalet terazisinin kefeleri artık gramla değil, partilerin amblemleriyle tartılıyor. Bir tarafta hata yapıldığında 'devletin bekası' için görmezden gelinenler, diğer tarafta ise en ufak bir kırtasiye faturasında bile 'operasyon' bekleyenler.
İtiraf etmeliyim ki, bu rakamları yan yana koyduğumda şaşırmadım; ancak bir an durup o 2 milyon liralık farkın ne anlama geldiğini düşündüğümde içim sızladı. O fark, bir mahallenin çocuklarının kütüphanesine, bir emeklinin mutfağına ya da bir gencin eğitimine gidebilecekken, birilerinin 'hesap kitap' oyununa kurban gidiyor. İnsanın vicdanı işte o an, rakamların soğukluğu karşısında titriyor.
Kamu kaynağı dediğimiz şey, birilerinin yandaşlık payı değil, bu ülkenin her bir ferdinin alın teridir. Bunu çarçur ederken gösterilen pervasızlık, aslında halkın zekasına duyulan bir hakarettir. 'Biz yaparsak hizmet, onlar yaparsa suç' mantığı, sadece hukuku değil, toplumsal ahlakı da çürütüyor.
Eğer bir ülkede denetim mekanizmaları, pusulasını siyasi rüzgarlara göre çeviriyorsa, orada adalet sadece bir tabela ismidir. 581 binden 2,6 milyona giden yolun taşları, sessiz kalanların vicdanıyla döşenmiştir. Kimse kimseyi kandırmasın; bu ihale sadece bir rakam oyunundan ibaret değil, aynı zamanda bir çöküşün matematiksel kanıtıdır.
Şeffaflık, sadece iktidarda olanların işine geldiği anlarda hatırlanan bir erdem olmamalı. Eğer bu fahiş farka bir açıklama getirilmiyorsa, o koltuklarda oturanların ahlaki meşruiyeti, o 2 milyon liralık farkın altında kalmıştır. Gerçekten adil bir düzen istiyorsak, önce kendi tarafımızın hatasını görmekten korkmamalıyız.
Sessizlik, onaylamaktır. Bugün o rakamlara göz yumanlar, yarın kendi bütçeleri tükendiğinde şikayet etmeye hak bulamayacaklar. Rakamlar yalan söylemez, ama onları yönetenler gerçeği bükmekte ustadır.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.