Sıçrayan Gölgeler ve İnsanın Bitmeyen Sınır Savaşı
Balkonumuzdaki yeşil misafirin hatırlattığı o kadim vicdan sızısı
Pencere pervazında duran o yeşil gölgeyle göz göze geldiğinizde, aslında milyonlarca yıllık bir hayatta kalma hikâyesine bakıyorsunuzdur. O, sizin için sadece saksıdaki sardunyanızı kemiren bir istilacı; oysa o, bu gezegenin sizden çok daha eski, çok daha sabırlı bir sakini.
Yaz sıcakları bastırınca balkonlarımıza, bahçelerimize konuk olan çekirgelerden kurtulmanın yollarını arıyoruz bugünlerde. Cumhuriyet’te okuduğum o liste, bize kimyasal silahlara sarılmadan, doğayı zehirlemeden bu 'misafirleri' nasıl uzaklaştıracağımızı anlatıyor. Sarımsaklı sular, acı biber spreyleri, sirkenin o keskin kokusu...
Modern insan, doğayı sever ama sadece kendi çizdiği sınırlarda kalması şartıyla. Çiçekler açsın, kuşlar ötsün ama o çekirge gelip de özenle büyüttüğümüz yaprağı ısırmasın isteriz. Oysa o ısırıkta, ekosistemin o muazzam ve acımasız dengesi gizlidir.
Geçen akşam balkonda otururken bir tanesi dizime kondu. O kadar hareketsizdi ki, sanki zaman onun için durmuştu. Bir an için onun mekanik bacaklarına, o karmaşık göz yapısına bakarken içimde garip bir sızı hissettim.
Çocukken bir kavanoza hapsettiğim o çekirgeyi hatırladım birden. O zamanlar onu 'koruduğumu' sanıyordum; ona taze yapraklar veriyor, nefes alsın diye kapağına delikler açıyordum. Ama o, o cam fanusun içinde zıplamayı bırakmıştı.
Bir sabah uyandığımda onu öylece hareketsiz, o muhteşem yeşil rengi solmuş halde bulduğumda hissettiğim o boşluk hala taze. O gün anlamıştım ki, özgürlüğü elinden alınan her canlı, aslında yaşamayı da bırakıyor. O kavanozdaki sessizlik, hayatımın ilk büyük vicdan azabıydı.
Şimdi ise onları kovmak için sarımsak suları hazırlıyoruz. Bu yöntemler aslında birer uzlaşma çabası. "Seni öldürmüyorum ama burada da istemiyorum" demenin kibar, doğaya saygılı yolu. Belki de en doğrusu bu; ne onları yok etmek ne de evimizin içine kadar girmelerine izin vermek.
Doğal yöntemler, aslında bize doğayla konuşmayı öğretiyor. Kimyasal bir ilaçla her şeyi dümdüz etmek yerine, onun sevmediği kokuları kullanarak bir sınır çiziyoruz. Bu, bir yok etme savaşı değil, bir sınır belirleme diplomasisi.
Sarımsağın kokusu sadece çekirgeleri değil, belki de içimizdeki o vahşi "hükmetme" arzusunu da biraz olsun bastırır. Çünkü çekirge gider, yarın yerine bir başkası gelir. Önemli olan, o yeşil gölge zıplayıp gittiğinde arkasında bıraktığı o küçük boşluğa bakıp, dünyanın sadece bize ait olmadığını hatırlayabilmek.
Balkonunuzdaki o küçük istilacıya bir de bu gözle bakın. O sadece karnını doyurmaya çalışan bir yolcu. Siz yine de sarımsaklı suyunuzu hazırlayın, ama onu sıkarken o kavanozdaki sessizliği hiç unutmayın. Doğayla savaşılmaz, sadece onunla yaşamanın bir yolu bulunur.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.