Yapay Zeka’nın Kemeraltı Esnafına Dönüşme Sancısı
Bedava sirke baldan tatlıdır ama faturayı eninde sonunda birine kestirirler.
Kordon’da denize karşı oturup bir boyoz yerken yanınıza yanaşan o seyyar satıcıyı bilirsiniz. Siz sadece manzaranın tadını çıkarmak istersiniz, o ise size asla ihtiyacınız olmayan bir güneş gözlüğünü ya da 'orijinal' parfümü satmaya kararlıdır. OpenAI’ın son hamlesi tam olarak bu hissi veriyor.
ChatGPT artık sadece sizinle felsefe yapmayacak ya da kod yazmayacak. Siz ona “Bana fütüristik bir İzmir fotoğrafı çiz” dediğinizde, o görselin hemen yanında bir yerlerde muhtemelen yeni bir spor ayakkabı ya da bir bulut yazılımı reklamı belirecek. OpenAI, reklamverenlere kapıyı resmen açtı.
Şirketin açıklaması çok nazik: “Reklamlar yanıtları etkilemeyecek, sadece yanında duracak.” Yani diyorlar ki, “Biz tarafsızız ama kiranın da ödenmesi lazım.” Haftalık 1,2 milyar kullanıcınız varsa ve bunların çoğu ayda 20 dolar vermeye yanaşmıyorsa, o kitleyi bir şekilde nakde çevirmeniz gerekir. Monetizasyon dedikleri şey bu — yani bedava hizmet verdiğin kitleyi bir reklam panosuna dönüştürme sanatı.
Bu durum bana Bornova pazarındaki o meşhur akşamüstü kaosunu hatırlatıyor. Siz sadece akşamki salata için iki kilo domates alıp sessizce evine gitmeye çalışan birisinizdir. Ama tam o sırada pazarcı, elindeki son maydanozları “Al abim, yanında bu da olsun, bak bu da taze” diye gözünüze sokar. Domatesi aldınız ama o maydanozun reklamından kaçışınız yoktur. OpenAI da şimdi o pazarcı önlüğünü giydi; elindeki yapay zeka harikasını gösterirken, yanına bir de “sponsorlu içerik” iliştiriverecek.
Eskiden internette bir şey bedavaysa “ürün sizsiniz” denirdi. Şimdi yapay zeka çağında durum biraz daha karmaşıklaştı. Ürün yine sizsiniz ama bu sefer ürünün yanında bir de sizin merakınızı paketleyip satıyorlar. Üstelik bunu yaparken yanlarına devasa veri takip şirketlerini (AppsFlyer, Adjust, Triple Whale gibi) de almışlar. Yani o reklama tıkladığınızda kimin tıkladığı, ne aldığı, parayı nereye gömdüğü her zamanki gibi milimi milimine ölçülecek.
Londra’daki o soğuk ofislerde bu işlere “revenue diversification” derlerdi; yani geliri çeşitlendirmek. Bizim buralarda ise buna “kasayı boş bırakmamak” diyoruz. Sam Altman ve ekibi, dünyanın en zeki algoritmasını yaratmış olabilirler ama günün sonunda onlar da bir bakkal dükkanı işletiyor. Giderler (işlem maliyetleri) çok yüksek, gelirler (abonelikler) ise o devasa sunucu masraflarını karşılamaya yetmiyor.
Sonuçta, insanlığın en büyük teknolojik devrimi bile dönüp dolaşıp bir deterjan markasının “dönüşüm verisine” hizmet eder hale geliyor. Gelecek çok parlak, orası kesin; ama o parlaklık muhtemelen bir indirim kuponunun neon ışığından gelecek.
İzmir’in sıcağında buz gibi bir limonata içmek istersiniz ama bardağın üzerinde mutlaka bir sigorta şirketinin logosu olur ya... İşte ChatGPT’nin yeni dönemi tam olarak bu. Akıllı, hızlı ama biraz da satıcı.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.