Ziller Sustu, Maskeler Düştü: Aynur’un Yarım Kalan Dansı
Sekiz yıl sonra gelen adalet, bir apartman dairesinde duran zamanı geri döndürebilir mi?
O şıkır şıkır ziller sustuğunda, geriye sadece bir apartman dairesinin soğuk sessizliği ve parkelere sızan o ağır koku kalmıştı. 2016 yılının o uğursuz Mart akşamında, Fulya’daki evinde altı kurşunla yere yığılan kadın, Türkiye’nin bir dönemine damga vuran Mezdeke grubunun Aynur Kanbur’uydu.
Mezdeke, bizler için sadece bir dans grubu değildi; onlar yüzlerine taktıkları o gizemli peçelerle, kimliksiz ama çok tanıdık bir neşenin simgesiydiler. Aynur, o peçenin arkasında sakladığı gülümsemesiyle binlerce insanı eğlendirirken, kendi sonunun bu kadar karanlık ve sessiz bir pusuda beklediğini muhtemelen hiç düşünmemişti.
Sekiz yıl… Dile kolay, tam sekiz koca yıl boyunca o dosya tozlu raflarda bekledi, failler meçhul kaldı, dedikodular ise şehrin sokaklarında birer hayalet gibi dolaştı. Bugün gelen o 'flaş gelişme' haberiyle, adaletin o paslanmış çarklarının yeniden dönmeye başladığını duyuyoruz. Bir şüpheli, bir iz, belki de bir itiraf; davanın seyri bir anda değişiverdi.
Katilin kim olduğunu bilmeden geçen bu koca zaman diliminde, radyoda ne zaman o meşhur Mezdeke ritimleri çalsa, Aynur’un kızının kalbinde nasıl bir sızı oluştuğunu hayal edebiliyor musunuz? Herkesin göbek attığı o ezgiler, bir evlat için annesinin kanlar içindeki bedeniyle eşleşti. Dünyanın en acımasız ironisi de budur zaten; senin en büyük kederin, başkasının en neşeli anısıdır.
Cinayetin işlendiği gün kapıda zorlama yoktu, içeri giren kişi yabancı değildi belki de. Aynur, o akşam muhtemelen tanıdığı birine kapıyı açmış, belki ona bir kahve ikram etmeye hazırlanmıştı. Altı el ateş edildi. Ne bir görgü tanığı ne de somut bir delil bırakıldı geride. Profesyonel bir infaz mıydı, yoksa bir öfke patlaması mı?
Şimdi gözaltına alınan o isimle birlikte, peçeler sadece sahnede değil, gerçek hayatta da düşüyor. Bu dosyanın yeniden açılması, sadece bir cinayetin aydınlanması değil, aynı zamanda adalete olan o zayıflamış inancımızın da bir nebze olsun tazelenmesidir. Çünkü faili meçhul kalan her cinayet, toplumun vicdanında açılmış derin bir yaradır ve o yara kapanmadan kimse gerçekten huzur bulamaz.
Beni asıl sarsan ne biliyor musunuz? Aynur Kanbur’un öldürüldüğü gün üzerinde bulunan kıyafetlerin sıradanlığı ile sahnede parıldayan o pullu kostümleri arasındaki uçurum. Ölüm anında hepimiz o kadar çıplağız ki… Ne şöhret kurtarıyor bizi, ne de o hayranlık duyulan maskelerimiz.
Sekiz yıl sonra gelen bu hamle, Aynur’u geri getirmeyecek. O ziller bir daha aynı neşeyle çalmayacak. Ama en azından o soğuk apartman dairesindeki hayalet, katilinin gözlerinin içine bakma fırsatını bulacak. Adalet geç kalabilir, bazen yolda yorulup durabilir ama eninde sonunda o kapıyı çalar.
Umarım bu kez o kapı, sonuna kadar açılır ve Aynur’un ruhu, o bitmek bilmeyen sekiz yıllık nöbetinden nihayet kurtulur. Çünkü dans bitti, müzik durdu; şimdi konuşma sırası adalette.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.